23.6.17

Oh My Venus / Kore Dizisi



2015 yılında KBS2 kanalında yayınlanan Oh My Venus dizisinin senaristi Kim Eun Ji olurken yönetmen koltuğunda Kim Hyung Suk ve Lee Na Jeong oturuyor.Dizi, çocukluk zamanından kalma bazı psikolojik yararlardan dolayı zor zamanlar geçiren inanılmaz derecede mükemmel kişisel antrenör Kim Young-Ho (So Ji-Sub) ve aşırı kiloları ile başı dertte olan ilk aşkını bir takıntı haline getirmiş Kang Joo-Eun (Shin Min-A) arasındaki gelişen romantik ilişkiyi anlatmaktadır.

So Ji Sub; dizide Kim Young Ho karakterini canlandırıyor. Daha önce I'm Sorry, I love you, Master Sun ve Warm and Cozy dizisinde konuk oyuncu olarak izledim. 2 yıl ara verdiği dizi sektörüne Oh My Venus ile geri dönüş yaptı. Kim Young Ho karakteri;  Hollywood yıldızlarına kişisel antrenörlük yapan Young Ho canlandırmaktadır. Onun karakteri, zengin bir aileden gelmesine rağmen çocukken ağır yaralar aldı. Şimdi ise sabrı ve inatçılığı ile problemlerinin üstesinden gelmektedir. So Ji Sub oyunculuğunu tek bir kelimeyle açıklayabilirim; mükemmel! 


Shin Min Ah; dizide Kang Joo Eun karakterini canlandırıyor. Daha önce My Girlfriend; Gumiho, Arang and the Magistrate dizilerinde My Love, My Bride filminde izledim. 3 yıl ara verdiği dizi sektörüne Oh My Venus dizisiyle dönüş yaptı. 33 yaşındaki bir avukat olan Kang Joo Eun, küçükken yaşadığı yer olan DaeGu’nun Venüsü olarak adlandırılan olağanüstü güzellikte bir kızdır. O ailesine maddi destekte bulunmak için çok mücadeleler vermiştir. Şimdi ise onun başı aşırı kilosu ile derttedir. Shin Min A, eski dizilerine göre oyunculuğunu zirveye çıkarmış diyebilirim. Bir de her aktristin harcı değil, kilolu bir karaktere girip canlandırmak. Büyük özgüven ister. Shin  Min A bunu başarıyla gerçekleştirdi. Harikaydı!

Jung Gyu Woon, dizide  Im Woo-Sik karakterini canlandırıyor. Daha önce God's Gift ve Birth of a Beauty dizilerinde izledim. Im Woo Sik, milli bir yüzücüyü canlandırıyor. Aynı zamanda Kang Joo Eun'un 15 yıldır birlikte olduğu sevgilisidir. Jung Gyu Woon izlediğim yapımlarında ya aldatıyor ya da en yakın arkadaş için sevgilisini terk eden karakterleri canlandırdı. Acilen başka dizilerini izleyip gözümdeki imajını değiştirmem gerek. 

Yu In Young dizide Oh Soo-Jin canlandırıyor. Daha önce Empress Ki, My Love From the Star, Mask dizilerinde izledim. Oh Soo Jin başarılı ve güzel bir avukattır. Kang Joo Eun ile eskiden çok yakın arkadaştırlar. Araları bir sebep ile bozulmuştur. Onun karakteri sözde dizinin kötü kadını. Yu In Young, bu dizide dahil izlediğim yapımlar arasında en çok beğendiğim dizisi kesinlikle Mask. Oradaki karakterin ruhunu benimseyerek harikalar yaratmıştı diyebilirim. İzlemeyenler için bol entrikalı Mask dizisini öneririm. 




Sung Hoon; dizide Jang Joon Sung karakterini canlandırıyor. Daha önce Faith ve Five Enough dizilerinde izledim. Joon Sung, başarılı bir sporcudur. Aynı zamanda Kim Young Ho'nun çalıştırdığı sporculardan biridir. Sung Hoon, Five Enough dizisinden sonra My Secret Romance dizisiyle ilk başrolünü aldı. -
Super Junior-M grubunun üyesi Henry Lau dizide Kim Ji Woong karakterini canlandırıyor. Daha önce izlediğim bir yapımı olmadı. Fakat Henry hakkında bilgilere sahibim tabi ki. Dizide rol yapmadı. Cidden katıldığı bütün programlarda böyle. İmajı bu. O yüzden onu izlerken aşırı keyif aldım :)

Bu dizi izlenmeye değer midir? Bence değer. Öyle dolu dolu bir konusu olup toplumun ihtiyacı olan mesajlar veren düşündüren bir dizi filan değil belki ama çok eğlenceli. Güldürdüğü yerler çok oldu. Bir kere So Ji Sub ve Shin Min A gibi oyuncuların dizide olmasın yeterli. Senaryo basit bile olsa izlettirebilecek potansiyele sahipler. Hiç şüphesiz bu şekilde izleyen çok oldu.

Peki neden izlenmeli?

  • Senaristin ilk yapımı. Kendini riske atmada klişe bir senaryo ile karşınızda. Klişe severler için oldukça ideal fakat sevmeyenler kitleler oyuncuları için izleyeceği bir yapım. Her halükarda izlenecek bir yapım.
  • Senaryo açısından eksiklikleri olabilir. Kişiden kişiye herkes her anı eleştirebilir. Fakat dizi o kadar sıcak ilerledi ki insan kaygı duymadan akışında izlemek epey zevkliydi. 3.kişilerin aradan girmeden iki insanın nerelerde buluşabileceğini ve mutlu olabileceğini izlemek çok güzeldi. Replikler açısından oldukça güzel söylemler vardı. Cümlelerin dozu o kadar güzeldi ki So Ji Sub ve Shin Min A'ın birlikte verdiği enerji de çok yüksekti. Konu yine başrol uyumuna gelecek ama cümleler onlarla birlikte güzeldi sanki. Yeryüzünün dışına çıkarken bizlere yaşatılan dizi zevki harikaydı.
  • Dizinin en sevdiğim kısımlarından biri, bölüm sonları ve bölüm başlangıçları oldu. şöyle ki, bilirsiniz artık türk dizilerinde sıkça kullanılan bir yöntem olarak yeni bölümlerin ilk 3-5 dakikası, önceki bölümün son 3-5 dakikasından oluşuyor.Oh My Venus’te de bu kullanılmış ancak bir farkla; aynı sahneyi izlesek de, diğer karakterin gözünden izliyoruz. Mesela Kim Young-Ho’nun ilk defa Kang Joo Eun’un gamzelerini gördüğü sahneyi ilk olarak 5. bölümün sonunda Kim Young Ho’nun gözünden izliyoruz. Daha sonra bir de aynı sahneyi 6. bölümün başında Kang Joo Eun’un gözünden izliyoruz. gerçekten ilk çekici ve farklı bir bakış açısı, çok beğendim.
  • Harikaydı, huzur doluydu, sevimliydi, ne kimse kimsenin kuyusunu kazdı, ne üzdü ne ağlattı. Aktıysa gözyaşı oda aşktan aktı. Üvey anne iyiydi, büyükanne sevecendi, dostlar, arkadaşlar can'dı. Eski sevgililer entriklar çevirmedi Yeni aşklar eskiyi aratmadı. Romantizmin, iç çekişlerin,''ah şimdi orada ben olsaydım'' deyişlerin dizisiydi. So Ji Sub usta beklettiğine değecek bir rolle dönüş yaptığı bir dizi oldu. Nefesleri kesti, nabızları hızlandırdı. Hala romantik, karizma formunu koruduğunu bir kez daha ispatladı. Shin Min Ah, güzelliği ve mükemmel oyunculuğu ile bir kez daha göz doldurdu. 
  • Dizide yer alan yardımcı karakterler Henry ve Sung Hoon diziye ayrı bir lezzet kattı. Onları izlerken keyif aldım. Senarist buradaki dengeyi de harika ayarlamış. Tebrikler.
  • Senarist romantizm ve komedi arasındaki ince çizgiyi çok güzel dengeledi. Araya duygusal sahneler serpiştirerek üst seviyeye taşıdı. Dizide güldürmeyen karakter yok neredeyse. Hiç kuşkusuz en çok ilgi gören karakter ise Ji Woong rolü ile Henry Lau. Henry, nerede olursa olsun oranın havasını değiştiriyor.
Küçük, minnacık bir eleştiri;
  • Dizinin başından beri Koç, sağlıklı kadınların seksi olduğundan bahsetti. Zayıflığın güzellik için değil, sağlık için olduğu vurgusu yapıldı. Sağlıklı beslenme, sağlıklı uyku düzeni, sağlıklı spor her şey tam bir sağlık durumunun olması içindi. Koç kaza geçirip gittiğinde bile, sporuna ve sağlığına dikkat etti. İlaçlardan kurtuldu. Sonra ne oldu. Adam bir kaç aylığına gitti ve Kang Joo Eun, ne kadar kilo verdiyse hepsini geri aldı. Bahane olarak da hamileliği sundu.Allah aşkına dizinin sonuna kadar verdiği mesajı bir anda yerle bir etti. Hamilelik sırasında 9-12 kilo alınması önerilir "sağlık açısından". Yani güzelim diziyi sonuna 5 dk daha koyacağız diye mahvedip bırakmışlar. Bu 5 dk dışında dizide kötü olan 1 saniye bile yoktu. O yüzden bu sonu affetmiş gibi yapıyorum.
Diyet yaparken ben desem yeridir :)

Dizinin müzikleri Jonghyun (SHINee ) "Beautiful Lady"   G.O.D grubunun sesine bayıldığım Kim Tae Woo & Ben  "Darling U " Kei(Lovelyz) "Love Is Like That" MIIII "It's Me" LYn & Shin Yong Jae "Such Person" Tei - "I'll Be Ther" şarkıları benim dikkatimi çekenler. Umarım beğenirsiniz. Klişe ama entrikasız aynı zamanda seyir zevki güzel bir dizi istiyorsanız izlemekten keyif alacağınız dizi Oh My Venus sizi bekler. Ben hem keyif aldım bazen sıkıldım ama oyuncuları için sevdiğim bir dizi oldu. Umarım beğeneceğiniz, keyif alacağınız az olsa sıkıntılarınızı geride bırakacağınız bir dizi olur. Sevgilerle.

Dizi için puanım; 7/10

22.6.17

Bülbülün Kırk Şarkısı / İskender Pala



"Selamlar ki, şeker dudaklıların vuslatı gibi içtendir, elbette onadır. Hasretler ki, âşıkların avazı kadar yanıktır, elbette onadır. Övgüler ki, özlem sözlerince füzûn ve arzular ki sevgililerin saçları misali uzun, ona, hep ona, hep onadır. O ki güldür, o ki sevgilidir, bütün mecburiyetler onadır. Çölde alevlerle küfürler kavururken insanlığı ve bir gün ortasında kızıl kayalara çarparken vahşetlerin tutuşturduğu dalga dalga nefesler, bir melek adını andı onun. Sözcükler henüz yetim, sev­giler hançer sokumlarına mahkûmdu. Goncalardan kan damlıyordu gülistanlara ve çırçır böcekleri­nin rüya aralığında cinayetler işleniyor; babalar kızlarını toprağa diri diri gömüyordu. Cinnet karargâhına dönen yüreklerde hep aynı boşluk vardı ve masum kele­bekler çarmıha geriliyordu, yalnızca masum oldukları için... Zaman öyle bir zaman, mekân öyle bir mekândı… Ebabiller kara yere kararken Ebrehe'nin fil­lerini, gonca ana rahminde yetim kalıverdi. Kâbe'nin duvarını bir kırlangıç kucaklamıştı oysa, çığlık çığlığa… Ardından bir şair kollarını açıp haykırmıştı: "Yaklaşıyor yaklaş­makta olan!.. Yaklaşıyor yaklaşmakta olan!.. Yaklaşıyor yaklaş…"
Avizesi cevzâ, ışığı dolunay idi gecenin. Yaklaşmakta olan, bir gül olup açtı ve yeminler edildi ömrüne. Gül açınca taşırdı insanlığın sevinç ırmaklarını ve dünya ilk kez dünya olduğunu hissetti. Bir bülbül gülün aşkına yanmış, yanmaktan kana boyanmıştı. Anlatıyordu:Zamân o gül gibi gül görmedi zamân olalı Gülün güzelliği dillerde dâsitân olalı Peygamber Efendimizin hayat hikâyesi… İskender Pala'nın güçlü kaleminden…"


Hangi aşkı okumak peygamberimizi okumak kadar güzel olabilir ki ? Üslub ile gönülleri doyurdu bülbülleri dile getirdi İskender pala.. Bilinen bilinmeyen tüm ayrıntılarıyla anlattı islamiyetin güzelliğini iyiliğini. Güle aşık bülbülün şakımalarını dinledim..40 bestenin 40'ında da mis kokulu ezgiler duydum..Bu kitaba nasıl yorum yazarım, nasıl anlatırım, bilmiyorum.Kendimce acizane dile getireceğim tek şey şu yorumu bile gözlerim dolu dolu yazdığım... İskender Pala hayranlığımı bilmeyen yoktur. Kalemini üslubunu çok severim. OD okuduğum ilk kitabıydı. Bülbülün Kırk Şarkısı'na kadar, enfes bir kitap her bölümü gözyaşlarıyla okuduğum.Ve okuduğum onca kitabının içinde, bu en akıcı, en sade, ama en etkileyici bir dille yazdığı romanı bence ..

Bülbülün gözünden ve o güzel anlatımından "Gülüm"diye bahsetti Hz. Muhammed (s.a.v) doğumundan ölümüne kadar şahit olacağınız kâh gözlerinizin dolacağı kâh sevinçle yüreğinizi dolduran bir romana daha imza atmış, İskender Pala. Güllerin efendisini aşığından, bülbülden dinlemek ne güzeldi. Okudukça hüzünlendim. Ey rahmet elçisi! Sen gönülleri coşturansın; seni okumak, seni bilmek ne güzel...

Evet çok bilindik defalarca çeşitli yazarlar tarafından kaleme alınmış bir kâinatın sevgilisinin hayatı. Doğumu, islamiyeti yayma süreci, çektiği sıkıntılar, aşağılandığı yalancılık büyücükle suçlandığı, eziyetlere maruz kaldığı,ailesi, sahabeleri, tabi ki son olarak Arafat ve Veda Hutbesi, vefatı, tüm bunları naif bir dil ile 40 şarkı eşliğinde bir bülbüle anlattıran dinlerken bülbülün gözü kulağı yüreği ile okuyucusunu bütünleştiren İskender Pala'ya bir kez daha hayran kaldığım doğrudur.

Son olarak ben bu kitabın tüm" insanlığın" okuması gerektiğini düşünüyorum. Veee kitabımın kapağını kapattığım şu sözlerle bitireyim..

"İnsanlar..." dedi ,yirmi iki yıldır çalışıp didinerek Allah'ın kendisine verdiği görevi tamamlamanın hazzıyla ."İnsanlar !... " Bu hitap insanlara değil insanlığaydı. İnsanlar öz kimliklerinden uzaktaydı çünkü, Allah'a kulluktan uzaktaydı. İnsan olmak, insaniyetli olmak yeterince itibar, yeterince iltifat idi. "İnsanlar ..." ifadesi bütün insanlığa seslenişti; bu yüzden başka bir sıfata gerek duymadı, yalnızca "İnsanlar !..." diyerek başladı sözlerine. Değerli, kıymetli,sayın, muhterem, aziz gibi iltifat sıfatlarının hiç birine gerek duymadan " İnsanlar !.." dedi .Gerçek insan olmak, bütün bu sıfatlarında sahibi olmak; insanlığın hakikatine ermekti çünkü.Yüzyıllardır yaratılan insanlar içinden seçilmesi de, hak ve hakikat adına süren mücadelesi de bunun içindi. Ben bülbülüm. Eğer bugün bahçenizde bir yerlerde size kırk birinci şarkıyı söylüyorsam,bilin ki yine gülümü anlatıyorumdur. 

"Bütün şarkılarım sana senâdır yâ Rasülallah;
Ne ki vardır ya senden senadır yâ Rasülallah 
"Çünki "seni her kim severse ben rakibim yâ Rasülallah !"

Missing Nine / Kore Dizisi


Dizinin senaristi Bad Guys ve 38 Task Force dizilerinden hatırlayacağımız Han Jung Hoo. Yönetmen koltuğunda ise Hotel King ve Angry Mom dizilerinden bildiğimiz Ashbun. Dizinin konusuna gelecek olursak Legend Entertainment’dan 9 kişinin bindiği özel bir uçak gizemli bir şekilde arızalanır ve bir adaya düşer. Uçaktaki 9 kişide hayattadır ancak adada mahsur kalmıştır. Aradan 4 ay geçer, uçak kazasından sağ olarak kurtulan tek kişi ve tek tanık Ra Bong-Hee (Baek Jin-Hee)’dir. Bong Hee'nin gözünden ada hayatını öğreneceğimiz bir dizi.



  • Jung Kyung Ho; daha önce Cruel City, Endless Love, Fall in Love with Soon-JungOne More Happy Ending dizilerinde izledim. Aktörler arasında performansını en çok beğendiğim oyuncu Kyung Ho. Cruel City ile yakaladığı çıkışı sürdürmeye devam ediyor. Missing Nine dizisine başlamamdaki etkendir kendisi. Şu zamana kadar sevmediğim ya da beğenmediğim bir yapımına rastlamadım. Fakat, bu dizi biraz olmadı gibi. Oyunculuğundan yana sıkıntım olmasa da senaristin çizdiği yol haritası kesinlikle diziyi üst sıralara çıkarabilecekken alaşağı etti diyebilirim. 
  • Beak Jin HeEmpress KiTrianglePride and Prejudice dizilerinde izledim. Yeni nesil oyuncular arasında emin adımlar merdivenleri çıkmaya devam ediyor. Beak Jin He'nin oyunculuğunu bu yapıma kadar soğuk ve itici buluyordum. Oyunculuğu tek düze geliyordu. Fakat Missing Nine dizisiyle beraber bende ki imajını değiştirdi. Onu bir de romantik-komedi türü yapımlarda izlemeyi çok isterim.
  • Oh Sun SeI Miss You, Marry Him If You Dare, Age Ending in Nine Boy, Misaeng, One More Happy Ending, Entertainer dizilerinde izledim. Şu zamana kadar yan karakterlerde izlediğim halde oyunculuğunu sevdiğim aktörlerden. Bu dizide ki performansı her zaman ki gibiydi. Güzel ve sevimli. 
  • Choi Tae JoonAdolescence Medley ve The Girl Who Sees Smells dizilerinde izledim. Tae Joon, We Got Married şov programında partneri olan A Pin Grubunun minnoşu Bomi ile olan performansıyla kendinden fazlasıyla söz ettirdi. Bu program onun için bir dönüm noktası gibi oldu diyebilirim. Tae Joon'un mimikleri hem çiçek oğlan hem de kötü karakteri oynamaya aşırı müsait. O ileride müthiş bir karakter oyuncu olabilir.
  • Lee Sun Bin; Madame Antoine, Another Miss Oh, 38 Task Force dizilerinde izledim. Lee Sun Bin  ilk 38 Task Force dizisinde sergilediği oyunculuğuyla dikkatimi çekti. Lee Sun Bin polisiye-aksiyon dizilerine aşırı yakışıyor. 
  • Chanyeol; ilk projesi. Onu sadace şov progamı olan Roommate'nin 1. sezonunda izledim. Chanyeol ilk yapımı olmasına rağmen oyunculuğu başarılıydı. EXO grubunun üyelerini dizilerde daha çok görmek istiyorum. Bir çoğu farklı yapımlarla kendilerini ispatlamayı başardı. Yeol'de onlardan biri.
  • Kim Sang HoCity Hunter, Doctor Stranger, D-Day,  Lucky Romance, Let's Fight Ghost dizilerinde izledim.Yan karakterler arasında en sevdiğim oyunculardan biri. Her tür rolün üstesinden geliyor. Bu dizideki yapımcı karakteriyle iyi işler başardı.
  • Tae Han Ho; Inspiring Generation, It's Ok, This is Love, Oh My GhostSix Flying Dragons,  Entertainer dizilerinde izledim. 
  • Ryu Won; izlediğim ilk dizisi. Chanyeol gibi izlediğim ilk yapımı. Dizide sergilediği oyunculuğunu beğendim.

Senaryo iki şekilde işlendi. Biri ada hayatı diğer ise şimdi ki zaman. Diziyi götüren ada sahneleri oldu. Şimdi ki zamanı anlatan sahneler ise fazlasıyla sıkıcıydı.Senarist ada hayatını konu alarak ilerleseydi ortaya harika bir yapım çıkabilirdi. Ada sahnelerinden çok şimdiki zamanın sıkıcılığıyla ilerleyen senaryo yapımın düşük reyting almasındaki en büyük etkenlerden biri. Zira konuya giriş sahnelerini çok beğenmiştim. Gerilimin başlamasıyla hem sıkıldım hem de  mantık hatalarına sinir oldum. 

Sevgili senarist güzelim kadroyu yazdıklarıyla heba etti. Halbuki Bad Guys ve 38 Task Force gibi dizilerle efsane işler çıkarmış biri nasıl böyle bir hata yapabilir anlamış değilim.  Dizinin güzel yanları oyuncuları, replikleri ve müzikleriydi. Bunun dışında çok fazla hata vardı. Adamlar uçaktan düşüyor ölmüyor, gemi dalgalar altında kalıyor ölmüyor, Seo Joon O bıçaklanıyor ölmüyor. Bunlar gibi kusurları çıkartırsak dizi güzeldi ama eğer çıkartırsak zaten dizinin 3 4 bölümde filan vermesi gerekirdi.  Dizi başlarında Lost havası vardı, hoştu. Sonra cinayetler başlayınca bir Arka sokaklara döndü. Dizinin sonunda da Healer'a bağlayıp maskeler şapkalar havada uçuştu. Garip bir diziydi.

Dizinin müzikleri; EXO'nun güzel sesi Chen "Chen "I'm not okay " Punch "My Lonelissen Calls You" Gain "Kiss or Kill" şarkıları oldu.

Çok mükemmel olmasa da berbat diyemem. Ortalamanın altında bir diziydi. Senaryo başlarda iyiydi ama sonradan hafif sıradanlaştı. Özellikle adada geçen bölümler şimdiki hatta geçen bölümlere göre kat kat güzeldi. Ama dizinin en büyük problemi dizinin tamamen mantık hatalarından oluşmasıydı. Ölmesi gerekenler ölmüyori ölmeyenlere göre ölmemesi gerekenler ölüyor; 5 kişiyi öldürenler hapis yatmıyor, öldürdüğü insanların arkadaşlarıyla ev boyuyor eğleniyor; bir abi kardeşini öldüren katille mutlu mesut yaşıyor. Tuhaf yani. Dizinin boya sahnesi çok güzel ve süre olarak tam kararında olsa da orada Yeol'u da görsek çok güzel olurdu. 


Dizi için puanım; 4,5/10

Riverdale / 1. sezon


40'lardan beri süren bir çizgi roman serisinin, aynı zamanda o şirketin CCO'su olan ve şirketin on yıllar içinde ilk ödül alan serisinin de yazarı olan birisi tarafından yaratılmış, ve karakterleri çizgi romanlardaki alışılagelmiş hallerine inanılmaz derecede benzer ele alınan bir TV uyarlaması. Archie çizgi romanlarının ana karakterleri Archie, Betty ve Veronica'yı merkezine taşıyan dizi, küçük bir kasaba olan Riverdale'in uzaktan görünen sessiz sakin halinin altında yatan karanlığa odaklanıyor. Küçük kasaba yaşamının sürrealizmine eğilip, Riverdale’in görünen yüzündeki gariplikler ve karanlığa dalıyorsunuz.

Dizinin başyazarı olan abimiz, Roberto Aguirre-Sacasa aynı zamanda Afterlife with Archie ve Chilling Adventures of Sabrina çizgi romanlarını da yazan kişiymiş. Bu bilgiyide buraya düştükten hemen sonra karakterlerden bahsedelim. 

İlgili resim
K.J. Apa; Archie Andrews karakterini canlandırıyor.Müzik ve sporla ilgilenen Archie, bütün ilgisini müziğe vermek istiyor ve bunun için çabalıyor. Babası, Archie’nin ondan sonra şirketinin başına geçmesini istese de Archie hayallerinin peşinden gitmek için babasını ikna etmeye çalışır. Neredeyse bütün kasabayla arası iyi olan uyumlu bir görüntü çizen Archie’nin en yakın arkadaşları Jughead ve Betty’dir. Hem şarkıcı hem oyuncu olan aktörün ilk ciddi projesi. Bu diziyle beraber var olan hayran kitlesinin üzerine kat ve kat ekleyerek hayatına devam edeceği hiç şüphesiz. 

RİVErdale gif betty cooper ile ilgili görsel sonucuLili Reinhart; Betty Cooper karakterini canlandırıyor. Archie’nin çocukluk arkadaşı. Archie’ye çocukluğundan beri aşık ama ona bir türlü açılamamış. Ablası Polly, Jason’ın eski sevgilisiydi ve Jason ondan ayrıldıktan sonra rehabilitasyona yatırılmış. Bu yüzden annesinin sık sık baskısına maruz kalıyor ve ablasının boşluğunu da hissediyor. Genç oyuncuyu Surviving Jack, Miss Stevens, Not Waving but Drowning, Forever’s End  dizilerinden hatırlayabilirsiniz. İlk sezonun bitmesiyle beraber Betty Cooper karakterine ısınamadım. Lili Reinhart sanki karakteri iyi çözümlememiş gibi, içine giremiyor. Soğuk bir karakter olmamasına rağmen soğukluğunu hissettim izlerken 
İlgili resim
Camila Mendes, Veronica Lodge karakterini canlandırıyor. Zengin bir ailede yetişen Veronica babasının yolsuzluk sebebiyle hapse düşmesinden sonra annesiyle birlikte annesinin eskiden yaşadığı Riverdale kasabasına taşınıyorlar. Yaşadığı hayat değişimine uyum sağlamaya çalışıyor. İlk başta havalı şehir kızı görünümüyle gözler önüne çıksa da sonrasında kendini bulan karakter Veronica. Sonradan gelmesiyle bir anda okulun popüler kızlarından biri oluyor. Oyuncunun ilk projesi. İlk projesi olmasına rağmen yıllarda oyunculuk yapıyormuş izlenimi veriyor. Okula yeni gelen çılgın kız görünümünün altında mükemmel bir kalbe sahip. Camila Mendes karakterini iyi çözümlemiş. Başarılı bir sezonu geride bıraktı.

İlgili resim
Cole Sprouse; Jughead Jones karakterini canlandırıyor.  Gizemı seven birisi. En yakın arkadaşı Archie’dir. Onun en büyük ilgisi Jason olayı. gizliden gizliye onu araştırmaya başlıyor. Aynı zamanda okul gazetesinde de çalışıyor. Oyuncuk kariyeri çocuk oyunculuğuyla başlamış bi çok çocuk dizi ve filmlerinde yer almış. Efsane friends dizisi de bunlardan bir tanesi. Ayrıca  The Suit Life on Deck dizilerinden hatırlayabilirsiniz. Cole Sprouse'un bir de ikizi var. İlk bölümler gotik bir izlenim bıraksa da sezon finaline doğru karakter kendini buldu. İkinci sezonda öne çıkacak karakterlerden biri olacağını düşünüyorum.

Madelaine Petsch; Cheryl Blossom karakterini canlandırıyor. Jason’ın ikizi. Okulun en popüler, peşinden koşulan kızı. Bencilliğiyle ün salmış çevresindekileri önemsemeyen bir karakter. Jason’ı ölmeden önce o görmüştür. Onu songören kişidir fakat onun ölümü hakkında hiçbir bilgisi olmadığını ispatlar. İlk ciddi işi olmasına rağmen harikaydı. Cherly ailesinin baskısı zulüm gören bir karakteri canlandırıyor. Yaşadığı duyguları öyle bir bastırıyor ki sürekli yüzüne takındığı maskeyle dolaşıyor. Rolünü benimsediği her halinden belli oluyor
riVErdale gif kevin ile ilgili görsel sonucu


Casey Cott; Kevin Keller karakterini canlandırıyor. Kendisi kasabanın şerifinin oğlu oluyor. Betty’nin en yakın sırdaşı. Veronica Betty ile arkadaşlığı olunca, Kevin onunla da hemen yakın arkadaş oluyorlar. Oyuncunun ilk projesi. Bu sezon çok fazla ön planda olmasa da ikinci sezon onu daha fazla ekranda görmek isterim.




Luke Perry; Fred Andrews  karakterini canlandırıyor. Archie’nin babası. Şirketini kendisinden sonra oğluna devretmek istiyor fakat onun farklı bir alana yönelmek istemesine de karşı çıkmıyor, onu destekliyor. Oyuncuyu Beverly Hills, Body of Proff, Oz gibi dizilerden tanıyabilirsiniz. Luke Perry ne kadar yaşlanmış da olsa karizmatik duruşundan bir şey kaybetmemiş. 



Bundan sonrası spolier içerir.

İlk bölüm çok güzeldi ama çizgi romanaları okumayan, karakter ilişkilerini bilmeyenler pek sever mi bilemeyeceğim. Hani "hep günlük güneşlik eğlenceli hayat gösteren komedi çizgi romanı karakterlerinin hayatı bir anda karanlık cinayet hikayesi oluyor" diye ilerliyor dizi. Bunun normal, komik günlük güneşlik halini görmeden, bilmeden, direk karanlığa murder mystery'ye dalınca sever mi insan emin değilim

Gençlik dizisi olduğunun farkında olan ve zaman zaman bununla dalga bile geçen bir gençlik dizisi olmuş. Dizinin havası, ayarı oldukça tutarlı. Olgun konular işlese de genç ruhunu hiç kaybetmiyor. Gizemli bir cinayet üzerinden ilerliyor hikaye, fakat sürekli kafamıza kafamıza atmıyorlar bu cinayeti. Gizem doğal ve sıkıcı olmayan yollarla kendi kendine çözülüyor gibi. Bu sırada karakterlere de zaman ayırıyor ve emek harcıyorlar. Karakterler demişken neredeyse hepsine kanım ısındı. Archie'ye biraz fazla ısınmış olabilirim. 

Jughead x Betty, Archie x Veronica olarak bitirdik. Bu shipler o kadar mükemmel ki buradan sonra nasıl işleyecekleri cidden merak konusu. 10. bölümdeki parti sahnesi inanılmazdı, sonlara doğru oynadıkları oyunda içimdeki gossip girl çıldırdı resmen. Cheryl daha neler yapacak merakla bekliyorum.

Dizinin renk paleti çok hoş. O soğuk mavi atmosferde parlak kızıl kafaları görmek gözlere bayram yani. Kızıl kafa demişken ne çok kızıl var dizide farklı ve güzel. Ha bi de yaptıkları popüler kültür göndermeleri on numara. 

Dizinin müziklerini de beğendim. Yellow Claw "DJ Turn It Up"  Candy Girl "Sugar Sugar" Tove Styrke "Number One"  Johnny Jewel feat. Saoirse Ronan "Tell Me" Think Up Anger ft. Malia J. "Shout" (Tears For Fears Cover)  Dean Lewis "Waves". Şarkı seçimlerine bayıldım.

Sezon finali hiç beklemediğim gibi bitmedi. Dizide çok önemli bir yeri olan Pop’un Yeri’nde silah sesleri duyuldu, Archie’nin babası yerdeydi ve dış ses bize bunun sadece yanlış giden bir soygun olmadığını söylüyordu. Neye inanacağımızı bilemeden sezon finalinin sonuna gelmiş olduk. Pretty Little Liars izleyenler için bu diziyi sevecekleri düşünüyorum. Zira ben sevdim. İkinci sezonda görüşmek üzere.

The Miracle / Kore Dizisi


Bir mini diziyle daha karşınızdayım. Naver'de yayınlanan dizi,12 bölümden oluşuyor. Her bölüm ortalama 15 dakika sürüyor. Dizinin konusu; İki ikiz kardeşten biri olan, Kwon Si Ah (Kim Na Hyun) ünlü bir oyuncu, model ve idoldür. Kwon Si Yeon (Hong Yoon Hwa) ise kız kardeşinin iki katı ağırlığa sahiptir bu yüzden Si Yeon blog açmaya ve evden hiç ayrılmamaya karar vermiştir. Ama bir gün uyandıklarında ruhlarının değiştiğini fark ederler.

Bundan sonrası spolier içerir.

Tabi Sonamoo'yu ayrıca çıkış zamanlarından beri takip ederim. Nahyun dışında diğer üyelerin hiç dizide olmaması gerektiğini düşündüm. Nahyun içlerinde en iyi oyunculuk yapan olarak bile bir kaç noktada kötü oynadı. Üzgünüm ama diğer üyeler daha da kötüydü. Yine de öne çıkarmaları gereken üyeleri iyi seçmişler, diğer üyelerin de içinde en iyi rol yapan New Sun'dı. Hong Yoon Hwa; bilindiği üzere komediyen oyuncusu ve işin bayağı iyi. Bu diziyi izlememi sağlayan kesinlikle onun oyunculuğuydu. Özellikle Shi Ah rolüne girdiğinde onun bölümlerini büyük bir heyecanla bekledim. finalde Shi Ah ile okuldaki popüler çocuğu birlikte görmek isterdim. Madem onların hikayesi o kadardı hiç konmasaydı o çocuk hikayeye yani? Son olarak idolü oynayan çocuk Boyfriend grubundan Donghyun aslında iyi oyuncu. Ama idol olarak hiç olmamış bence. O çocuğa daha ponçik roller verilmesi gerektiğini düşünüyorum çünkü dizinin başında karizmatik takılırken hiç inandırıcı oynadığını düşünmedim ama daha sonra kıza aşık olduktan sonraki ponçik halleri güzeldi. Kendisine düzgün rol verilirse iyi oynayabileceğini gösterdi.

Sonu beğenmeyenler içinde; bence bu kısalıkta bu dizi için daha iyi bir son yapılamazdı. Dediğim gibi başta da, diziye çevrilse, daha uzun ve kaliteli bir yapım olsa yapılabilirdi daha iyi bir son ama bu şekilde bu en iyi son bence. Daha ne olacaktı ki? Yapacak bir şey olmadığı vakitlerde yaklaşık iki saatte bitirebileceğiniz bir dizi. Kötü de değildi, muhteşem de. Ama dediğim gibi senaryo geliştirilse daha güzel bir diziye dönüşebilirdi. Bu sebeple bu kadar az dakikayla ancak bu kadar olur diyor ve iyi seyirler diliyorum.

Dizi için puanım;5/10

11.6.17

Chicago Typewriter / Kore Dizisi



Bir tvN klasiği daha; Chicago Typewriter. Üzerine uzun uzun yazılar yazabileceğim dizi. O kadar derin hisler içindeyim ki yazacağım her kelime dizi için anlamsız kalacakmış gibi geliyor. Uzun süredir kalbime bu kadar derinden dokunan bir dizi olmamıştı. Dizinin senaristliğini The Moon Embracing The Sun ve Kill Me Heal Me dizilerinden hatırladığımız Jin Soo Wan yaparken yönetmen koltuğunda ise Emergency Couple dizisinden hatırladığımız Kim Cheol Kyu oturuyor.Dizi, 1930’lu yıllarda Japon sömürgesi altında yaşayan ve reenkarnasyon ile günümüzde tekrar dünyaya gelen yazarların etrafında dönmektedir. Günümüzde bu yazarlardan biri kitapları çok satan bir yazar, biri  gizemli bir hayalet yazar ve diğeri ise kitapları çok satan yazarın anti-fanı olarak yaşamaktadır.


Yoo Ah In; dizide Han Se Joo karakterini canlandırıyor. Daha önce Sungkyunkwan Scandal, Fashion King, Jang Ok Jung, Living by Love, Six Flying DragonsDescendants of the Sun (konuk oyuncu) dizilerinde izledim. Han Seo Joo kitapları çok satan bir yazar. Film yıldızlarını aratmayacak bir görünüme sahip olduğu için ona 'Edebiyat Dünyasının İdolü' denmektedir. Onun karakteri melankolik, hassas ve çekingen bir kişiliğe sahiptir ve huysuzun tekidir. Yoo Ah In, son yılların en başarılı aktörlerinden biri. Six Flying Dragons dizisiyle yakaladığı eşsiz başarının üzerine Chicago Typewriter sergilediği performans takdire şayandı.


Lim Soo Jung, dizide Jeon Seol karakterini canlandırıyor. Daha önce Sorry, I Love You dizisinde izlemiştim. Uzun yılar sonra onu bir yapımda izlediğim için mutluyum. Dizide Han Se-Joo’nun çok büyük bir fanı olan aynı zamanda fan kulübünün başkanıdır.O, bir veterinerlik bölümünü bitirmiş olmasına rağmen kendi işini yapmak yerine yarı zamanlı işlerde çalışmaktadır. Onun yapmaktan en çok keyif aldığı şey kitap okumaktır.



Go Kyung Pyo; dizide Yoo Jin Oh karakterini canlandırıyor. Daha önce Flower Boy Next Door, Naeil's CantabileWarm and CozyReply 1988, Jealousy Incarnate dizilerinde izledim. Hayalet yazarı olan Yoo Jin O karakteri hiç kuşkusuz dizinin en çok dikkat çeken karakteri oldu. Onun gizemi diziye müthş bir hava kattı diyebilirim. Go Kyung Pyo'nun Reply 1988 ile başlayan yükselişi hızla devam ediyor ve bu dizinin ardından başrolü kaptı. 

Yoo Ah In, ilk izlediğim yapımından bu diziye kadar her yapımını hiç kaçırmadan izlemeye çalıştım. Hepsi bir yana fakat Six Flying Dragon bir yanaydı. Bir tarihi dizide başarabilecek her şeyi başarmış bir aktör Yoo Ah In. Onu 1930/2017 yılları arasında geçişler olan bir yapımda izlemek aşırı keyif verdi. Tarihi dizilere çok yakışıyor olabilir fakat bir sonraki yapımı kesinlikle dönem dizisi olmalı. Müthiş bir performans sergiledi diyebilirim. Six Flying Dragon diziyle yükselttiği çıtasını bu diziyle uzaya çıkardı. Bir sonraki yapımıyla arşa çıkaracağını düşünüyorum. Go Kyung Po'ya gelecek olursam; Reply 1988 ile yükselişe geçtiği kariyerine Jealousy Incarnate iyi bir seçim yapmış olan oyuncu kesinlikle bu dizinin ardından kimse onu durduramaz artık. Öyle de oldu ilk başrolünü aldı. Yakışır. Söylemeden edemeyeceğim bir şey var ki; Geçmiş ve gelecek arasındaki bağlantının bu denli etkileyici olmasındaki en büyük etken; kesinlikle Yoo Jin Oh/Shin Yul karakterinin aktardığı güzel duygulardı. Lim Soo Young; Seol karkateriyle ilk bölümler rolüne oturmadığını düşünsem 1930'da ki Soo Hyun'un ile çok iyi iş çıkardı diyebilirim. Beni orada kendine bağladı. Oyuncular arasındaki etkileşimi en çok Yoo Ah In ve Go Kyung Po arasında hissettim. İkisinin birbiriyle olan uyumu takdire şayandı.

Senaryo, oyuncular, mekanlar, müzikler, karakterler çok başarılıydı. Teknik açıdan geçmişteki atmosfer renkler ve sinematografi günümüzdekinden daha başarılıydı.Oyunculuk konusunda üç başrol için övgü dışında söyleyeceğim bir şey yok ama ben daha çok Yoo Ah In için başladığı diziyi Go Kyung Pyo için devam ettim diyebilirim ve bundan sonra başrol oynayacak olmasına ayrı sevindim. Günümüz sahnelerinde de kütüphaneler harikaydı. Hemen gidip yüksek tavanlı ev, kütüphane ve kitaplar sipariş etme isteği veriyordu insana.

Diziyi 2 kısımda inceleyebiliriz..1930lar ve günümüz. 1930larda oyuncular rolüne çok iyi oturmuş.İlk hayatları üzerine bir dram çekilseymiş bile dizi kesinlikle başyapıt olabilirmiş. Dönem dizilerine bayılıyorum. Ülkemizde bir Hatırla Sevgili, Çemberimde Gül Oya hayranı olarak donem dizilerine ayrı bir ilgi duyuyorum. Hatta örgüt liderinin kim olduğunu ögrendiğim anda Kurşun Yarası dizisi de zaman zaman aklıma geldi. Dizi 1930'ları mükemmele resmetmiş. Dizinin en merhametlisi Hui Young, en sadığı So Hyeon, en pişmanı ise tabi ki Shin Yul dü. Se Joo olarak bile hala liderliğini koruyan Hui Young'u bir 20 bölüm daha izleyebilirdim. Çok güçlü, özgüvenli, güvenilir, sağlam bir profildi. So Hyeon ise mükemmeldi. Gerçekten diziyi baştan sona hayranlıkla izledim


Bu nasıl güzel bir dizayndır okunmak üzere birçok kitap içinde çifte aşk resmen. Kitap kurdu değilim ama kitap kurdu olan arkadaşlarım varsa eminim ağızlarının suyu akıyordur. Zira o evde bulunan kitaplar Seul Şehir kütüphanesinde bile yoktur. 


Bundan sonrası spolier içerir.

Senarist, Kill me Heal Me yazarı olunca böyle harika bir dizi ortaya çıkması çok normal.15.bölümün ardından 16. bölümü hemen izleyince hele o ilk mektup sahnesi beni bitirdi. Yul çok masum duruyor her ne kadar liderin ismini verse de ölümü de kendi kadar masum oldu. Birçok pişmanlığı vardı ve hepsini geri ödeyip öyle tekrar geri gitti. Dostlukları harikaydı hem geçmişte hem günümüzde üçü çok naif ve güzeldi.

Dizi o kadar fazla şey anlatıyor ki. Bir sürü ihtimali içinde barındırıyor. Bunlardan biri bence; genel anlamda yazarın yaratma sorununu, ilhamını yitirmesi, mesleki rekabet, kıskançlık, hatta 'aşırma' olgularını irdeleyerek, türlü güçlüklerle karşılaştıktan sonra kendini toparlaması ve bir noktada ilham perisinin geri gelmesi sonucu, yazarın yeniden yazım sürecine odaklanabilme mücadelesini işleyen bir yapımdı. Chicago Typewriter'i, yazarlar, kitaplar ve kitaplıklar için izledim. Başlardaki kopukluk ve dağınıklık, yazınsal duraksama dönemine girmiş bir yazarın duygu durumunu gözler önüne sermek amacıyla bilinçli olarak kurgulanmış gibi gözükse de, tüm Stephen King değinmelerinin ve 'Misery' parodisinin kurgu bütünlüğü içerisinde hangi amaca hizmet ettiğini doğrusu çözemedim. Tek açıklama senaristlerin Stephen King hayranlığı olabilir.Yazarın tasarladığı öyküyü reenkarnasyon temasıyla ilişkilendirmek, harmanlamak stilize bir biçim denemesi sadece. Böylelikle dizi ilginç bir temele oturmuş oldu. Yoksa gerçekte reenkarne olmuş insanlar ,hayalet yazar yok, bunların hepsi yazarın kafasındaki kurgu yani yazdığı öykü .Düz anlatımla verilse gayet yavan olurdu. Zaten son bölümde Yoo Jin Oh/Shin Yul gördüğü rüyadan söz etti, bu da bir ipucu olarak yorumlanabilir.  

Shin Yul giderken ki hissettiklerim Shin Se Gi giderken hissettiklerimle aynı oldu. Üzdün be Shin Yul. Son ana kadar Hui Young liderlik ruhundan asla ödün vermedi ve hayatını vatanının bağımsızlığına adadı. doğru kelimemi kullanıyorum bilmiyorum ama çok karizmatik bir şekilde oldu vedası da. Boğazım düğümlenerek izledim. Akıllara kazınan bir sahne oldu. Sonu mutlu bitseydi bu kadar etkilemezdi beni. Goblin de benim için öyleydi, Goblin değince aklıma yok olduğu sahne ve kızın hıçkırıkları geliyor. Hep öyledir ya zaten, hüzünlü hikayeler daha akılda kalıcıdır. Bu zamana kadar içinde tuttukları aşkı böyle hazin bir sonla resmetmeleri hele kızın gitme diye bağırması yok mu of orada ağlamayan net duygusuzdur ya sonra son nefesinde liderin özledim seni demesi. Harikaydı.






Keşke her ihanet eden bu kadar pişman olsa. Shin Yul çok ağlattın bizi nasıl bir dostluksa beklemiş yıllarca verdiği sözü yerine getirip başı dik döndü arkadaşlarının yanına. Dizinin baştan sona kadar dönemler arası geçişleri o kadar ustaycaydı ki insanın gözüne batan hiçbir şey yoktu. Aşk çok yoktu ama arkadaşlık dostluk vatan için verilen mücadele çok güzel aktarıldı. Sanki dün başladım bu gün bitirdim gibiydi. Dizi favorilerimden biri oldu. Mücadele dönemlerine ait çok fazla dizi yok hep saray hayatını izliyoruz böyle diziler olsa çok güzel olur. Yaşasın dönem dizileri!

Soo Hyun'un ölümünü basit bulan izleyiciler olmuş. Onu ölümü çok etkiledi. Ailesini kaybetti. Kısa sürse de Carpe Diem'de hem vatanı için savaştı hem aşkını buldu hem dostunu.İşkencelere maruz kaldı sonra birini kaybetti, diğerini yemini için öldürmek zorunda kaldı. En zor şeyleri yaşayan oydu. Ölümü de kalbi gibi su gibi oldu. Onca şey atlattıktan sonra "uykum geldi" deyip gitmesi, beni o kadar etkiledi ki. Oyuncular öyle kaliteli ve iyilerdi ki. Sanki tüm olanları ben yaşamışım gibi içim burkuldu. 

Dostlukları, aşkları ve en çokta özgürlük uğruna canları pahasına savaşmaları beni etkiledi. Tereddüt edenler varsa eğer etmesinler pişman olmayacaklar her ne kadar ilk bölümler beni fazla etkilemese de 1930'lu dönemler ve dizi biraz ilerledikten sonra iyi ki izliyorum dedim ve dizi bitince de iyi ki izlemişim dedim. Genelde dizilerde verilmek istenilen mesaj olmaz ama bu dizi de kesinlikle verilmek istenilen mesajlarla doluydu.  İkinci erkeğe mi yanarsın yoksa Birinci erkeği mi seversin bilemem ama bu dizi de ikisini de bize sevdirdiğin için sağol be senarist!. Dostluk - Aşk - Özgürlük - Mücadele hepsini bir arada tattık. Özgür olun. Herşeye herkese rağmen özgür. 

Dizinin müziklerine gelecek olursam; Bir ost var ki dizide izlerken canınız acıyor. Karakterlerle birlikte acı çekiyorsunuz.  SG (SG WANNABE) "Writing Our Stories" tek kelimeyle harikaydı. Yerin Baek"Blooming Memories" SALTNPAPER "Satellite" Boni Pueri "Time Walk" Boni Pueri  "Come With Me" Kevin Oh "Be My Light"  şarkıları en az dizinin konusu ve oyunculuklar kadar harikaydı. Dizide Soo Hyun'un seslendirdiği şarkının orjinali Park Dan Ma "Wind
Soo Hyun'un şarkıyı seslendirdiği sahneyi de buraya bırakıyorum.

Albümü dinlemek için; TIKLA 

Gerçekten kelimelerle ifade edilemeyecek kadar muhteşem bir dizi. Bazıları ilk bölümlerde sıkıldı, hatta bırakmış da olabilirler. Bazılarına hitap etmeme ihtimali de var. Fakat çok çabuk sıkılan, özellikle aynı şeylerin tekrar tekrar gösterildiği dizilere katlanamayan ben bu dizide hiçbir şeyi atlamadan, büyük bir istekle her anını izledim bitsin istemiyorum. Oyuncular müthiş, özellikle beyefendilerimizin ikisi de çok tatlı, çok yakışıklı, çok sempatik ve karizmatikler.  OST'ları desen beni benden aldı, sürekli dinliyorum. Geçmişle gelecek arasındaki bağlantılar harika. Sürekli kafalarda soru işareti bırakıyor ve teoriler üretip duruyorsunuz, ama ilk başta aklınıza gelen şeylerle çok alakasız şeylerin olduğunu, ama bu olanların daha mantıklı şeyler olduğunu, yani orijinal, güzel bir kurgusu olduğunu görüyorsunuz. Durum böyle olunca her bölümü heyecanla bekliyorsunuz. Şu an gerçekten güzelliğini tarif edecek kelimeleri bulamıyorum ve o yüzden bunlar dışında söyleyebileceğim tek şey: Hiç vakit kaybetmeden, kararsız kalmadan hemen başlayın.



Dizi için puanım; 10/10

2.6.17

Yeni Bir Youtuber doğuyor: GENÇ STİL


Merhaba arkadaşlar;

Beni bilirsiniz dizi, film, müzik gibi şeylerin dışında pek bu tip şeyler yayımlamam fakat sizinle paylaşmak istediğim yeni bir youtuber dostum var. Videosunu yayınlanmadan önce instagramda kısa bir fragman geçti. İzlerken fazlasıyla eğlendim. İlk aklıma gelen bir blogger olarak ona bu alanda destek olmak boynumun borcu diye düşündüm.

Neler yapacaksın? Seni neden takibe alsınlar? şeklinde kanalın hakkında bana bilgi ver dedim. İşte Sümeyye'nin kelimeleriyle Genç Stil;

"Aylardır hatta belkide yıllardır sadece videolarını izlemekle yetindiğim YouTube’a bende adım attım. Son altı aydır düşünüp sonunda icraata geçirdiğim ve asla pişman olmayacağım bir durum oldu.

Açılışı tasarımla yaptığım kanalımda, üretkenlik ön planda olacak ama sadece tasarım videoları bulunmayacak. Bunun yanında gezip gördüğüm yerlerin kısa tanıtımı, lookbook, DIY, izlediğim filmlerin dizilerin önerilerinde bulunduğum videolar çekmeye çalışacağım.

Tabi ki eğlendiğimiz sürpriz videolarda bulunacak!

Ama şunu baştan söyliyeyim makyaj videosu çekmeyeceğim :)

Yinede temeli tasarlamaya dayalı bol sohbetli kendinizden bir şey bulabileceğiniz güzel bir kanala adım attım.

Hep birlikte kocaman bir aile olalım!"

İlk videosu olan; "KENDİ KOT CEKETİMİZİ TASARLIYORUZ" sizlerle :)


Ben sonraki projelerini sabırsızlıkla bekliyorum. Sümeyye'nin iletişim bilgilerini ise aşağıda. Abone olmayı unutmayalım :)

Youtube kanalı: Genç Stil
Snapchat : sumeyyeakbey
İnstagram: sumeyyeakbey

Tunnel / Kore Dizisi


Polisiye, aksiyon, suç türü dizilerin vazgeçilmez kanalı OCN'in Bad Guys dizisinden sonra en iyi dizilerinden biri Tunnel'in senaristliğini  Lee Eun Mi yaparken yönetmenliğini Shin Yong Whee, Nam Ki Hoon gerçekleştirdi. Senaristi takdir ediyorum. Müthiş bir iş ortaya koymuş. Dizinin konusu; 1986 yılında Park Gwang Ho, Umutsuzca bir katili yakalamaya çalışır, bu esnada bir tünelden geçerken zamanda yolculuk yapar ve kendini 2017 yılında bulur. Detektif Park katilin yine 30 yıl önce işlediği cinayetleri tekrarladığını görür. Bunun üzerine Dedektif Kim Sun Jae ve Adli psikoloji profesörü Shin Jae Yi ile birlikte katili yakalamaya çalışırlar.

Choi Jin Hyuk; dizide Park Kwang Ho karakterini canlandırıyor. Daha önce I Need Romance, Panda and HedgehogGu Family BookThe Heirs, Emergency CoupleFated To Love YouPride and Prejudice dizilerinde izledim. Park Kwang Ho dizide 1986 yılında yaşayan cinayet masasında görev yapan başarılı ve mükemmel bir dedektiftir. Agresif bir dedektif gibi görünüyor olsa da sıcak kalpli biridir. Cinayet zanlısını yakalayacakken bir tünelden geçer ve kendini 2017 yılında bulur. Zaman yolculuğu yapan Kwang Ho'yu canlandıran Choi Jin Hyuk, askerliğinden sonraki ilk yapımı olarak karşımıza çıktı. Açık konuşmak gerekirse onun ekranda görmeyi özlemişim. Choi Jin Hyuk romantik komedi dizilerinden ziyade aksiyon, polisiye türü dizilere ağırlık vermeli diye düşünüyorum. Zira oyunculuğuna bayıldım.

Yoon Hyun Min; dizide Kim Sun Jae karakterini canlandırıyor. Daha önce Cruel City, Inspiring Generation, Witch's Romance, Discovery of Love, Falling for Innocence dizilerinde izledim. Kim Sun Jae teğmen olarak görev almaktadır. 2017 yılına yolculuk yapan Kwan Ho'nun ortağı olarak görev yapmaktadır. Onun karakteri, zeki ve becerileri ile birinci sınıf elit bir dedektiftir. İhtiyaç dahili dışında konuşmayan bir dedektiftir. Yoon Hyun Min şu ana kadar kötü diyebileceğim yapımlarda oynamadı. Aksine kendisine fazlasıyla yakışan rollerin sahibi oldu. Beğendiğim aktörlerden biri olduğunu söylemeden geçemicem.
tunnel Lee Yoo-Young gif ile ilgili görsel sonucuLee Yoo Young; dizide Shin Jae Yi karakterini canlandırıyor. İzlediğim ilk yapımı. 2017 yılında bir öğretim görevlisi olan Shin Jae Yi, İngiltere’de doğup büyümüştür. Doktorası için seri katiller üzerine yazdığı bir tezden yüksek puan almıştır. Güney Kore’de öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır. Ayrıca polis ekibiyle beraber profilci olarak görev almaktadır. Lee Yoo Young karakterin için öyle bir dalmış gerçek bir suçlu profili çıkarma konusunda profesyonel birini izliyor gibiydi. 

Jo Hee Bong dizide Jeon Sung Sik karakterini canlandırıyor. Daha önce Good Doctor, My Love From the Star, 3 Days, My Lovely GirlThe Girl Who Sees SmellsSix Flying Dragons, Love in the Moonlight dizilerinde izledim. Jeon Sung Sik 2017 yılında Kwang Ho'nun yer aldığı ağır suçlar biriminin şefidir. Hee Boong; tarihi ve bu tür dedektif rolleri fazlasıyla yakışıyor. Senaristlerin gözünden kaçmadığı belli, çoğu rolü bu şekilde.

Kim Byung Chul; dizide Kwak Tae Hee karakterini canlandırıyor. Daha önce Descendants of the Sun, Love in the Moonlight, Goblin dizilerinde izledim. Tae Hee 2017 Ağır suçlar birimi dedektiflerinden biridir. Ekipten Song Min Ha ile ortaktır. Byung Chul'un tepkileri net çok güzel.



Kang Ki Young; dizide Song Min Na karakterini canlandırıyor. Daha önce  King of High School Life ConductOh My Ghost, Let's Fight Ghost, W, Weightlifting Fairy Kim Bok-JooRomance Full of Life dizilerinde izledim. Song Min Na ekibin en küçüğüdür. Kwak Tae Hee ile ortaktır. Kang Ki Young son zamanlarda izlediğim dizilerde yer aldı. Bence bütün dizilerde yer alabilir. Onu izlemek aşırı keyif veriyor. Çok başarılı olmasını istiyorum.


Hyun Min'de dikkatimi çeken en büyük özelliklerden biri birlikte rol aldığı oyuncularla olan uyumu. Cruel City, Witch's Romance, Falling for Innocence  rol arkadaşlarıyla olan uyumları özellikle dikkatimi çekmişti. Tunnel dizisinde Choi Jin Hyuk olan uyumu da gözümden kaçmadı. Choi Jin Hyuk naif, eski usul polis rolüyle harikalar yarattı ama Teğmen rolündeki Yoon Hyun Min de ondan aşağı kalmıyor zaman zaman birbirlerinden rol bile çalıyordu. Ekip olarak uyumlarını çok beğendim. Hyun Min ve Shin Jae Yi arasındaki çekimi umarım bir tek ben fark etmemişimdir :)

Choi Jin Hyuk'un dizi boyunca Yeon Sook diye ağlamasını hiç unutmayacağım. Yeon Sook demişken bu rlde karşımıza Lee Shi A çıkıyor. Daha önce My Lovely GirlRemember, Signal (konuk oyuncu) dizilerinde izledim. Yeon Sook ve Kwnag Ho'nun aşkıda çok başka güzeldi


Kim Min Sang; dizide adli tıpta çalışan Prof. Mok Jin Woo karakterini canlandırıyor. Cruel City, Gap Dong,Something About 1% dizilerinde izledim.Sun Jae'nin en çok güvendiği adamlardan biridir:


Tunnel dizini bir başka güzel dizi olan Signal ile karşılaştırmışlar. Benzer yönleri var elbette. İkisi de başyapıt evet,  ikisinde de suç ve polisiye konuya sahip evet, ikisinde de 'zaman' olayı var evet ama bu kadar yani. Bunda polisimiz zaman yolculuğu yapıp geleceğe geliyor, Signal dizisinde ise telsiz aracılığıyla gelecekle bağlantı kuruyordu. Polisiye kısmındaki olaylarda bambaşka boyutta. Ben Signal'i de çok sevmiştim, üstelik o biraz sönük kalmıştı -reyting olarak-. İkisini kıyaslamak çok yanlış bence. İki dizinin de hakkını yemeyelim lütfen. Çünkü dizilerin çıkış noktaları aynı benzerlik olması çok normal. Mesela Gap Dong dizisini izleyenler bilir Signal gibi benzerlikler var. Ufak bi not düşmek isterim. Gap Dong'da Kore'de henüz çözülememiş gerçek seri cinayetlerden esinlenilmişti. Bu dizi de o vakadan esinlenmiş olabilir. Çünkü Güney Kore'de çok bilinen bir seri katil vakası sonuçta. Yanlış hatırlamıyorsam katil hala yakalanmadı. 2006'da zaman aşımına uğradığı halde ününden dolayı dava dosyası hala kapatılmamış. Esinlenlen film ve diziler de şu şekilde; 
-Memories of Murder (2003)
-Confession of Murder (2012)
-Gap Dong (2014)
-Signal (2016)
-Tunnel (2017)


Bundan sonrası spolier içerir.

Bizim hukukumuzda da geçerli olan zaman aşımı kavramı faili meçhul cinayetlerde 30 yıldır.B u süre içerisinde suçlu bulunamazsa dava düşer. Dr.Mok bu yüzden o kadar pervasızca davranıyordu çünkü 30 yıl önceki cinayetlerden sorumlu tutulmayacağını biliyordu. Böylelikle Kwang Ho'nun zaman yolculuğunun 30 yıl sonraya olması kesinlikle tesadüfi değildi. Senarist bu hukuk garabetine dikkat çekmek istemiş olabilir diye düşünüyorum.

Aslında fantastik yanı olan bir hikayeydi ama karakterler ve ilişkileri o kadar iyi anlatılmıştı ki seyirci olarak onlarla bağ kurmamı sağladı. Bu da izlediğimiz hikayeyi gerçekçi kıldı. Daha iyi kotarılabileceğini düşündüğüm bir iki yer dışında eleştirebileceğim bir mantık hatası olmayan nadir dizilerdendi. Ufak detayların atlanmaması, senaryonun açılan kollarının mutlaka bir şekilde bağlanması diğer takdir ettiğim yanı oldu. Senaryo kadar oyuncular da çok iyi iş çıkarttılar bence. Karakterlerin hayatlarındaki değişimleri çok iyi yansıttıklarını düşünüyorum. Heyecanlandıran, ağlatan, güldüren sahneleriyle çok güzel bir diziydi. Finalini de çok iyi bağladıklarını düşünüyorum. Kaç bölüm önce Profesör Shin'in evindeyken zil çalmıştı ve kapıyı açtıklarında kimse yoktu, o detayı bile unutmayıp bağladılar ya senarist resmen gönlüme taht kurdu. Ayrıca Genç Park Hwang Ho'nun nasıl kurbanın abisine kadar gittiği kısmına da cevap verdiler ve adının nasıl Park Kwang Ho oluşunu bu şekilde izlemek çok hoştu. Her karakter acılı bir geçmişe sahipti bu acıyı bir karakter üzerinden geleceğe taşımak ve çözmek çok zekiceydi. Bu açıdan da senaristi tebrik etmek istiyorum. 
Görevini yapmak, bir işi tamamlamak, başarmak günümüz koşullarında tamamen farklı algılanırken, polislik gibi bir işte kurbanların bir insan olduğunu, ailelerinin acı çektiğini unutmamak gerektiğini Kwang Ho'nun yaklaşımlarıyla çok güzel anlattılar. Geçmiş değerlerle, günümüz değerleri arasındaki farkı bir bakıma çoğu yerde işlediler aslında gözümüze sokmadan ve mesaj veriyoruz diye bağırmadan. Dizinin en sevdiğim yanlarından biri de buydu. Ucu açık bırakılsa da Kwang Ho'nun bir önceki geçmişe gidişinde katil doktorun anılarında değişiklik olduğunu bize göstermişlerdi. Bir de bu zamanda yolculuk olayları biraz karışık, geçmişteki değişikliklerle gelecek değişirse Kwang Ho 1987'de 2017'ye gittiğinde bambaşka bir 2017'ye gitmiş olacak. O yüzden senaristler katili gelecekte yakalamayı tercih ettiler ve de geçmişte sonlandırdılar diziyi. Park Kwang Ho ise geride bıraktıklarına geçmişte kavuştu yani her haliyle dizinin kendi naifliğine yakışan güzel bir son oldu. Yeon Ho her ne kadar gelecekte babasından ayrılmak istemese de geçmişte kavuştu ve geleceğin mutlu sonla şekilleneceği de açıkça belirtildi.Sun Jae ise çok daha mutlu bir çocukluk geçirip hayata daha az acıyla devam edecek belli ki. Ayrıca Yeon Ho'yla çocukluk aşkı olarak büyüyecekler 

Dizi son iki bölümde olayların tamamen birbirine bağlanması ve açığa kavuşması açısından çok başarılıydı. Davada ölen kişilerin yakınlarını ziyaret ettikleri sahne duygusallığı zirveye çıkardı. Kimi geçte olsa bulunduğu için teşekkür etti kimi keşke biraz daha erken gelseydiniz dedi kiminin yakını hastanede kiminin arkasından üzüleceği kimsesi kalmamış ne kadar acı nasıl verdiler o duyguyu helal olsun hem senariste hem oyunculara..


JK Kim Dong Uk "Circle Of Life" ben dizide dikkatimi çeken şarkılardan biri oldu. Zaman yolculuğu teması düşünüldüğünde, sağlam senaryosu,mükemmel oyunculukları ve bir noktadan sonra suçlunun kim olduğunu öğrenmemize karşın düşmeyen temposu, katilin 'anatomisini' didik didik etmesiyle ve kurban yakınlarının psikolojisine yer vermesiyle akıllarda kalacak olan Tunnel 2017'nin en iyi yapımlarından biriydi. Polisiye suç temalı diziler seviyorsanız kaçırmayın derim.

Dizi için puanım: 10/10
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...