15.11.16

Mask / Kore Dizisi


Hayatı arzuladığınız bir hale getirmek mümkün müdür? Byeon Ji Sook babasının borçları ve peşini bırakmayan tefeciler yüzünden her zaman zor bir hayat sürmüştür. Çaresizce daha iyi bir ailenin çatısı altında dünyaya gelse hayatı nasıl olurdu diye merak etmekte ve para için kaygılanmadan yaşamak istemektedir. Bir dizi olay sonunda kendisine çok benzeyen Eun Ha adında zengin bir kadınla karşılaşır. Eun Ha'nın kimliğini kullanarak daha iyi bir hayat sürme şansını yakalar. Min Woo adında etrafındakilere güvenmeyen bir iş adamı ile tanışır. Min Woo Ji Sook'un tanıştığı diğer insanlara benzemediğini fark ettiği zaman ondan etkilenmiştir.
Ji Sook bakalım bu oyuna ne kadar devam edebilecek ve gerçek kimliği ne kadar saklayabilecektir?

Ju Ji Hoon dizide Choi Min Woo karakterini canlandırıyor. Daha önce Princess HoursMedical Top Team dizilerinde izledim. Choi Min Woo aile ve arkadaş ortamı sıcaklığından yoksun fakat varlık içinde büyüye bir genç adamdır. Eun Ha ile kağıt üzerinde evlenir. fakat Ji Sook, hayatına eksik olan bir şeyi katmıştır. Bu sebeple Choi Min Woo bu kadının hayatında kalmasını istemektedir. Diğerleri Ji Sook'un gerçek kimliğini ortaya çıkarmaya çalışırken, geçmişine aldırmadan onu seven genç bir adam.
Soo Ae dizide Byeon Ji Sook ve Eun Ha adında iki karakter canlandırıyor.  Daha önce Athena: Goddess of War dizisinde izledim. Ji Sook; babasının borçları yüzünden zor günler yaşayan ve sonunda geçmişini ve kimliğini saklayarak zengin bir ailenin gelini olan genç bir kadın olan Eun Ha'nın hayatını yaşamaya başlamışlar. Varlıklı ve saygın bir aileden gelen Eun-Ha, Min-Wo ile kağıt üstünde bir evlilik yapmak üzere nişanlanmıştır. Onun karakteri, soğuk bir kişiliğe sahiptir. Ji Sook olarak aşka inanmamakla beraber, aşkın para israfından başka bir şey olduğunu düşünmemektedir. Etrafındakilerin kimisi rolüne devam etmesini isterken kimileri de sırrını açığa vurmak istemektedir. 

Yeon Jeong Hun dizide Min Suk Hoon karakterini canlandırıyor. Kendisini izlediğim ilk dizisi. Min Suk Hoon; nazik görünümlü zeki birisidir. Ancak içinde kötülük ve para hırsı barındırmaktadır. Min Woo'nun ablası Mi Yeon'u sevmediği halde hırsı uğruna onunla evlenmiştir. Karısını sevmeyen bu adamın kalbi sadece Eun Ha'ya aittir. Jeong Hun'un oyunculuğuna aşık oldum. O kadar iyi canlandırdı ki dizideki bütün oyunculukların önüne geçti. İntikam alan bir adamı bu kadar iyi kim canlandırırdı bilmiyorum.


Yu In Young; dizide Choi Mi Yeon karakterini canlandırıyor. Daha önce My Love From the Star, Emperess Ki dizilerinde izledim. Oh My Venüs Min Woo'nun üvey kardeşi olmakla birlikte, varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldiğinden dolayı istediği her şeye sahip olmuştur.Sahip olamadığı tek bir şey vardır. Kocası Min Suk Hoon'dur. Fakat onun kalbi  Eun Ha için atmaktadır. Başka bir kadını sevdiğini fark eden Mi Yeon, aşık bir kadının intikamını herkese gösterecektir.



Melodram-Romantik-Az komedi dizi bir daha karşıma çıkar mı bilmiyorum.Bir insanın korkunç derece saplantı halindeki bağlılığı aşk zanneden zavallı bir kadın vardı. her yalanına her aldatmasına göz yumduğu için yanı başında bir canavar yetiştiren bir kadın. En son yaptığı her şeyden duyduğu pişmanlığı.iki kelimeye sığdırabilen bir adam. Aslında içindeki, kini, nefreti, hırsı unutabilseydi bir ömre sığacak kadar büyük bir aşk yaşayabilir mutlu olur mutlu ederdi. Fakat ne yazık ki egosuna yenik düştü. Enişte rolündeki Suk Hoon karakterini canlandıran Yeong Jeong Hun dizinin öne çıkan oyuncusuydu. O nasıl bir oyunculuk ne çeşit bir karizmadır bilemedim ama bakışlarının ardndaki intikam duygusunu her fırsatta hissettirdi.Karakter oyunculuğu nasıl olurmuş gösterdi. Durum böyle olunca başrol oyuncusu Jo Ji Hoon'u fazlasıyla gölgede bıraktı. Dizi enişte ve  ''Maske takarsan hiçbir zaman mutlu olamazsın" olgusuyla oluşturulmuş. Aklıma nedense hem son sahne olsun hem de dizinin gidişatı  olsun Secret Love'da Ji Sung'ın ''Sonsuza kadar saklı kalan sır mı olurmuş, hiçbir sır sonsuza kadar saklı kalmaz.'' deyişi geldi.


Jo Ji Hoon bana soğuk geldiği için oyunculuğunu çoğu zaman beğenmiyorum. Bu dizide soğuk bir karakteri canlandırdığından olacak kendini gösteremedi. Dizide canlandırdığı Min Woo karakteri ne yazık ki Suk Hoon kadar iyi değildi. Daha doğrusu Suk Hoon biraz daha ön plana çıktı düşüncesindeyim. Durum böyle olunca Min Woo karakteri biraz daha gölgede kaldı. Soo Ae her iki karakteri de başarılıyla taşıdı. Eun Ha karakterine büründüğü vakit soğuk, kendini beğenmiş, buz gibi bir kadın olurken Ji Sook karakteriyle sıcak kanlı, samimi insana bürünebilmesi dikkat çekiciydi. Her iki rolünde hakkını verdi. Min Woo'nun ablası rolünde ki Yo In Young kesinlikle çok iyiydi. Jo In Young ve Jeong Hun birlikte olduğu her sahnelerde, bir kadının bir adama olan saplantılı aşkına tanık olduk. Üzülsek mi sevinsek mi yaşadıklarını bilemedim. Fakat oyunculuğunu çok beğendim.

Infinite grubundan Hoya dizide Ji Sook'un erkek kardeşi Ji Hyuk karakterini canlandırıyor. Daha önce Reply 1997, Reply 1994,  My Lovely Girl dizilerinde izledim. Bir idol olmasına rağmen onun oyunculuğunu oldum olası sevmişimdir. Fakat onu daha fazla dizi sektörünün içinde görmek istediğimi belirtmek istiyorum. 
İyi ve kötü yanları ile değerlendiririsek;
  • İlk iki bölümde, seyirciyi şaşırtmak için sahnelerle oyun oynanması hoş durmuyor. Oyundan kastım; eksik sahne gösterip arada olması gereken sahneleri daha sonra göstermek ve bir sahnede olan şeyi birebir farklı olarak daha başka sahnede sunmak.
  • Dizide; "başkasının hayatını çalan huzur bulamaz." gibi bir mantık hakim olduğundan rahat huzur kalmıyor. Öyle ki 20 bölümlük bir dizinin 19. bölümü dahi diken üstünde duran bir çifti izliyorsunuz. Bu her ne kadar yapımı sürükleyici kılmış olsa da, mutlu mesut kısımların biraz daha fazla tutulması fena olmazdı diye düşünüyorum.
  • Mutlu mesut sahneler güzel duruyor. Özelikle çift arasındaki diyaloglar hoş ve keyif verici.
  • Dişe dokunur pek müzik yok. Buna çok değer veriyorsanız hayal kırıklığı yaşayabilirsiniz.
  • Dizideki kötü karakterlerde mantıksızlık hakim. Öyle ki karşısındakinin ipliğini pazara çıkarsa kendi de zarar görebilecek iken fütursuzca hareket etmesi manasız. Diğer taraftan iyi olanlar da çok pasif ve sineye çeken cinsten.
  • Kötüler cezasını bulur iyiler kazanır klişesi aşılmış gibi; çünkü iyiler de yaptıkları yanlışların hesabını ödeyebiliyor yapımda. Bu realist bir çizgiyi yansıttığından hoş olmuş.
Dizinin müzikleri dizi kadar güzeldi. LYN "Only  One Day" Block B grubundan ZİCO&Girls Day grubundan SoJin "Sick" Moon Myung Jin "One Person" Navi "I Hoped It Was A Lie" Byul Ha "No Love" Yoon do Hyun"Where" BTOB grubu lideri Eun Kwang&MIYU "I Miss You" şarkıları da en az dizi kadar duyguluydu. 

Kadro ve kurgu çok başarılıydı. Evet atlanan önemli olaylar vardı fakat dizi fazlasıyla duygu yüklüydü bu yüzden başka bir şey aramadım. Dizinin içeriğinde bir çok mesaj olunca ders çıkarılması gereken birçok olayda söz konusuydu. Yapılan yanlışa, yanlışla karşılık verilmemesi konusunda, intikam peşinde olmamazı ve kin, nefretin hayatı kaçırmaya sebep olduğunu anlatan bir diziydi. Senaryo olarak  tek eksiği  romantizme çok fazla değinilmemiş olmasıydı o da nazar boncuğu olsun. Bol entrikalı bir dizi izlemek isteyenler Mask dizisini kaçırmayın derim.



Arrival

Sonunda Arrival vizyona girdi. Gelir gelmez kendimi sinema salonunda buldum. Hayranlıkla izlediğim Arrival 2016 yılının en iyi bilim-kurgu filmi olarak sektöre adını altın harflerle yazdırdı. Bir kesim filmi Intestellar'a benzetmesine rağmen konusu itibariyle ne yazık ki ben benzetemedim. Bu yorumumu da filmi kötü gibi göstermek için yapmıyorum.Sadece, Interstellar kadar müthiş olacağına dair beklentiye girerseniz sonunda üzülebilirsiniz diye söylüyorum. Asıl yorumuma gelirsek; Interstellar'dan beri izlediğim yeni çıkan en kaliteli filmlerden diyebilirim. Bir bilim kurgu hayranı olarak filmden oldukça etkilendim. 

Ünlü bilim adamı Stephen Wolfram ve oğlu Christopher Wolfram'ın danışmanlığında çekilen filmde, kullanılan bilimin doğru işlenmesi ve doğruluğunu koruması için çok büyük bir özen gösterildiği çok belli. Kurgusal boyutunun olabildiğince az olmasıyla birlikte, filmdeki bilimsel teknikler dikkatli bir şekilde kullanıldı. Film, Ted Chiang tarafından 2000 yılında yazılan "Story of Your Life" öyküsüne dayanıyor.Film de yer alan uzaylıların iniş yaptığı 3 lokasyon var; Birleşik Krallık, Amerikan eyaleti Montana ve Rusya. Bu lokasyonlar aynı zamanda  John Christopher'ın 1988 imzalı romanı "When the Tripods Came"de de uzaylıların iniş yaptığı noktalardı

Üniversitede antik diller üzerine ders veren dilbilimci Louise Banks (Amy Adams), bir ders esnasında ABD'ye gizemli bir uzay aracının indiğini öğrenir. Dünyanın farklı ülkelerine, toplam 12 yere bu uzay araçları inmiştir.Amerikan Ordusu'ndan Albay Weber (Forest Whitaker), uzaylılardan alınan ses kayıtlarının çevrilmesi için Banks'ten yardım ister. Banks, matematikçi Ian Donnelly (Jeremy Renner) ve uzmanlardan oluşan ekip, uzay aracının içine girerler. Mesajı anlayabilmek için çalışmalar sürerken uzay araçlarının indiği diğer ülkeler, uzaylılara saldırma hazırlığına başlar. Banks ve ekibinin tüm riskleri alarak tüm dünyayı etkileyecek bir savaşı önleyebilmek için çok az zamanı olacaktır. Film, 2013 yapımı Düzenbaz filminde birlikte boy gösteren Jeremy Renner ve Amy Adams'ı başrollerinde buluşturuyor

Uzaylıların dünyaya saldırdığı, dünyamızı ele geçirmeye çalıştıkları bol aksiyonlu, görsel efektlerle süslenmiş insanoğlunun varlığını koruma temalı filmlerinden sıkıldınız mı?  İşte Arrival tam sizler için! Uzaylılara bu bakış açısıyla yaklaşan bir film daha önce izlememiştim. 

Filmde aksiyon var mı? 
Çok çok az.

Peki Görsel efektler? 
Çok az

İnanılmaz oyunculuk performansları nasıl? 
Amy kesinlikle harikaydı. 

Film özetle uzay gemilerinin belirli stratejik bölgelerde dünyaya konumlanmalarını ve insanoğluyla iletişim kurma çabalarını anlatıyor. Sonuçta ortada ortak bir dil, işaret, ses, iletişim aracı yok. İşte bu durumda dil bilimcimiz ve ona yardımcı olan matematik hocamız devreye giriyor.Uzaylıların dilini sembolize eden dairesel işaretlerle sonsuzluk kavramını, tüm kainattaki canlıların (uzaylı-insan) günü geldiğinde kendi türlerini, varlıklarını koruyabilmek devam ettirebilmek için birbirlerinin yardımlarına ihtiyaç duyacaklarını dram,felsefe,müzik üçgeninde izleyiciye çok güzel aktarabilen bir film.Festival filmi olarak ilk kez gösterime giren ardından vizyon filmi olan bu yapıt Interstellar ve Inception gibi türünün ilk örneği sayılabilecek bir senaryo ve kurguya sahip bir film.

Bir sonraki paragraf spolier içeriyor. 

Film zeka testi gibi olduğundan kendimce bir kaç açıklama yapmak istiyorum. Uzaylılar nsanlardan yardım istemeye geldiler çünkü onlar bizden farklı bir şekilde evreni ve zamanı yaşıyorlar. Zaman onlarda lineer değil ve öngörülebilir ama nasıl anladıklarını bize anlatmak için önce onların dilini öğrenmemiz gerekiyor. Buraya kadar her şey tamam. Öyleyse 3 bin yıl sonra kendilerinin bir felaket yaşayacağını öngördüler ve bundan kurtulmak için de bizi 3 bin yıl sonra ki felaketten kurtulmak için kullanacaklar. Tabi bundan önce ayrı ayrı toplumlar halinde yaşayan insanların aynı amaç etrafında birleşmelerini görmeleri gerekiyordu. Gördüklerinde dünyamızdan ayrıldılar bize bıraktıkları hediye, dil ve kavramlar sayesinde belki de yüzlerce yıl sonra onlarla iletişime geçebileceğiz. Şu an için bize ne bıraktıkları belli değil zamanı anlamak ve onu bir silah olarak kullanmak denebilir. Mesela düşmanınızın ne yapacağını öngörürsen onu engelleyebilirsin hangi silah bundan daha güçlü olabilir? Louise onlarla uğraşırken geleceği gördü gelecekte Ian ile evlenirse çocuğundan büyük sevgi alacağını ama onun öleceğini öğrendi. Buna rağmen seçiminde değişiklik yapmadı. Özetle kardeş kardeş yaşayın bugün yapmış olduğunuz seçimleriniz sizin geleceğinizi şekillendirdiğini unutmayın mesajı verdiler.

Filmde aşırı teorik bilgiye dayalı sahneler olduğunu söylemem. Fakat gerek dil gerek bilim ve bilişim anlamında izleyiciyi tatmin edecek diyaloglar yer alıyor. Uzaylılara farklı bir bakış açısıyla yaklaşması ve uzaylı filmlerinde o hep gördüğümüz klişelerden biraz uzak bir film olduğu için daha çok cezbediyor.  Interstellar ve Inception filmlerinden bu yana sinemada bu kadar kaliteli ve kendimce güzel bir film izlediğimi hatırlayamıyorum. Özellikle yönetmeni tebrik etmek gerekir bu kadar klişe gibi görünen bir konudan bu denli özgün ve yoğun bir film çıkarabilmek pek de kolay olmasa gerek. Ayrıca müzik-sahne uyumu da bundan etkili olamazdı herhalde. Sağlam ve özgün bir film arıyorsanız mutlaka kaçırmayı, sinemada izleyin.

10.11.16

Saygı ve Özlemle..



57 yıllık yaşama, 11 savaş, 24 Madalya, 7 nişan, 13 kitap, 1 ülke ve milyonlarca özgür insan... Bir Liderden daha fazlası, unutmayacağız..
Saygıyla, sevgiyle, minnetle, hasretle, gururla, onurla anıyorum..

4.11.16

İkimizin Yerine


Küçük bir kasabada yaşayan ve sürekli kendini tekrarlayan hayatının sırrını çözmeye çalışan Çiçek, ailesinin kendisine dayattığı hayatın içinde sıkışıp kalmış genç bir kadındır. Hayata dair çözülmeyen soruları olan genç kadın, kasabaya yeni gelen edebiyat öğretmeni Doğan ile karşılaşınca her şey değişir. Doğan bu yasak aşka ne kadar dirense de kendini Çiçek'e aşık olmaktan alıkoyamaz. İkili arasında büyük bir aşk başlar. Doğan ve Çiçek; farklı hayatlarına rağmen birbirlerinin yaralarını sarmaya çalışırken, bir ailenin de kaderini kökünden değiştirecektir...Son dönemin en popüler isimlerinden ve sinema perdesinde ilk kez boy gösterecek olan Serenay Sarıkaya ve sinemaya uzun bir ara vermiş olan Nejat İşler'i başrollerine yerleştiren romantik yapımın yönetmenliğini Umur Turagay üstleniyor. Senaryosunu Pınar Bulut'un yazdığı filmin kadrosunda Zerrin Tekindor, İştar Gökseven, Merve Çağıran, Aslı Bekiroğlu ve Özgür Emre Yıldırım gibi isimler yer alıyor.

Serenay Sarıkaya, rolünü çok iyi taşımış. 18 yaşında bıcır bıcır halleri güzeldi. Aşık olduğu hissini iliklerinize kadar hissettiriyor. Bakışları, ses tonlaması, mimikleriyle güzel bir  oyunculuk. sergilemiş. Nejat İşler her zamanki karizması, müthiş ses tonu ve doğal oyunculuğuyla harika işler çıkarmış. Zerrin Tekindor, filmdeki en iyi oyunculuklardan birini sergiliyor. İnsan hayret ediyor izlerken. inanılmaz bir motivasyon ve uyumla oynadığı çok belli oluyor. İştar Gökseven'e ayrı bi parantez açmak istiyorum. Film boyunca kızına çok düşkün, mağrur, anlayışlı bir baba olarak karşımıza çıktı. Sert  mizacı olan anneye göre daha mağrurdu. Oyunculuklar bence başarılıydı, zaten öyle olmasa bu senaryoyla işleri çok zor olurdu. Çünkü çok basit ve hatta yer yer saçma bir senaryoya sahip.

Birçok insanın vurucu sonla bitmesine rağmen etkilenmediği film diyebilirim. Nedeni filmin kurgusu. Sonuna ilişkin hiçbir şey anlatmıyor. Acaba ne oldu diye meraklandıran hiçbir şey işlenmemiş ki. Bir de öykü tek bir olaya dayandığı ve yan karakterler çok zayıf olduğu için sıkıyor izleyiciyi. Bir de senaryodaki zayıflık yüzünden filmin sonu anlattığım şeklinde gerçekleşiyor. Oysa filmin sonunda anlatılan hikayenin bir şekilde örgüde işlenmesi gerekirdi. Bu nedenle izleyici bu da nerden çıktı deyip etkilenmiyor filmden. En azından bana öyle oldu. 

Filmde dikkatimi çeken ayrıntılarda biri de mekanlardı. Şimdiki Türk dizi/filmlerindeki gereksiz zenginlik merakı olayından yakınıyoruz ya, hah işte bu film tam aksiydi. O sebeple mekanlar fazlasıyla doğaldı. Bir de filmin afişini kim tasarladıysa ellerine sağlık harika olmuş.Sonuç olarak yerin dibine sokmaya da abartıp göklere çıkarmaya da gerek yok, ortalama bir iş, sonu sürprizli olmazsa olmaz bir dram filmi.


2.11.16

Elveda Haziran - Sarah Jio


Elveda Haziran, İnsana kış günlerinde umut aşılayan, yeni şeyler yapma gücü veren bir motivasyon romanı.

June Andersen New York City’de acımasız bir bankacıdır. Seattle de ki geçmişini geride bırakmış, duygularını kilitlemiş genç bir kadın. Ancak hayatındaki birçok şey, Teyzesi Rubby’nin ölümü ve çok sevdiği ve hayatını adadığı Mavi Kuş Kitapevi'ni kendisine mirası bırakması ile değişecektir. O kitapevi June için çocukluğu, anıları demektir ve oradan 18 yaşında ayrılmıştır. Seattle giderken tek düşüncesi Kitapevini satmak ve  New York daki rahat yaşamına geri dönmektir ancak işler hiç de umduğu gibi gelişmez. Geçmişin sırları ile dolu bu Kitapevinde keşfettiği mektuplar ile hayatı bir anda değişir. Bu sırlar yalnızca teyzesini daha iyi tanımasını değil, kendi hayatını da tamamen değiştirecektir.Diğer yandan geçmişte yaşadığı acı bir hikayeden dolayı aşka kapılarını kapatan ve güveni kırılan Jude için buzlar erimeye başlar ve hayatının aşkını yanı başında bulur. Artık tek bir amacı vardır, borç içinde olan Kitapevini ayakta tutmak ve bunun için ne gerekiyorsa yapmaktır..
"Masalsız bir çocukluğa çocukluk mu denir? Peki, kitabevleri olmadan çocuklar masalları nasıl sevebilir? Bir bilgisayar insana bunları veremez."
Yine bir Sarah Jio klasiği, yine hayran bırakan güzel bir anlatım ve yine esrarengiz muhteşem bir konu. İlk başlarda mektuplar biraz konu tekrarı gibi görünse de bu romanında bu sefer geçmişe ait olayları mektup halinde okuyucuya seren Jio, gerçekten güzel bir iş başarmış. Aşkın en güzel halini anlatmış, aile bağlarının önemini vurgulamış. Ve en önemlisi affetmemiz gerektiğini söylemiş. Diğer kitaplarının önüne geçirdiğim ve önerebileceğim bir kitap oldu. 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...