31.10.13

A Werewolf Boy (2012)



Dizilerden fırsat bulup ara ara filmlere de göz atmaya başladım. Başarılı bulduğum aktörlerden Song Joon Ki'nin filmi 2012 yapımı olan   "A Werewolf Boy". 


Filmin konusu; bir kızın uzak bir yerde olan bir evde kurt adam bulması ve ona aşık olmasını anlatıyor. Anlaşılacağı üzere kurt adam rolünü Song Joon Ki canlandırıyor. Kurt adamı bulan kızı ise Park Bo Yeong canlandırıyor. Amerikan sinemasında kurt adam konulu bir çok film, dizi izlemişimdir. Hiç birinde Song Joon Ki'nin bana verdiği duyguyu hissetmedim. Yaklaşık iki saat süren filmde zerre sıkılmadım. Konunun akıcılığı ve oyuncuların sergiledikleri performansın etkisi çok fazlaydı. Hepsi iyi olmasına rağmen biri var ki cidden mest etti diyebiliri. Song Joon Ki'yi seviyorum diye torpil geçmiyorum. Gerçekten izleyince sizde fark edeceksiniz oyunculuğunu. Film boyunca hiç konuşmadan sadece mimikleri ile ve hareketleriyle vermek istediği bütün duyguları bizlere geçirebildi. Bu da bana göre harika bir oyuncu olduğunun göstergesidir. "Nice Guy" dizisinde aynı şeyleri yazmıştım bu genç aktör için. "Bir tek Song Joon Ki mi iyiydi?" diyeceksiniz Elbette hayır! Filmin geneli ciddi manada çok iyiydi. Kaçırmayın izleyin derim. Hem gülüp hem duygusala bağlayabileceğiniz güzel bir yapım

Film vizyonda kaldığı süre boyunca 7 milyon kişi izlemiş. Bu rakam bir film için mükemmel. "The Thieves ve Masquerade gibi gişe rekorları kıran filmlerden sonra 3. sırada yer almış. 2012 yılının en çok satab 4. film olmayı başarmış. 4.12 milyon dolarlık gişe hasılatına sahip olmasından dolayı Kore'de tüm zamanların en başarılı melodram filmi olarak kabul görmüş. Dünya prömiyeri 2012 Toronto film festivalinde "Çağdaş Dünya Sineması" bölümünde yapıldı. Ayrıca "Asya Sinema İzleyici ödülünü" ve "5. Terracotta Uzak Doğu Film Festivalinde" verilen üç seyirci film ödülünü kazandı. En acıklı genç, fantezi romantik filmine layık görüldü.




30.10.13

Benim Dünyam / Boş ve saf bir Melodram değil


Uzun süredir vizyona giren Türk filmlerine gitmiyordum.Nedeni ise beni çeken bir film olmadığından dolayıydı. Bu sefer şeytanın bacağını kırdım ve bu hafta sonu gittim. Bu filme gitmemde ki neden ise kadronun değerli isimlerden oluşmasında etken büyüktü.




Benim Dünyam, Sanjay Leela Bhansali'nin 2005 yapımı Black filminden uyarlamadır. Hemen hemen aynı olacak seviyededir. Ben genel olarak ağlamalı zırlamalı bir film olarak algılasam da hikayede gözyaşının dışında da bir çok şey buldum. Her şey olumlu değildi ama bir kör kızın hayata tutunma çabası sadece gözyaşıyla ifade bulacak kadar saf bir melodram içermiyor tabi.

Benim Dünyam filminin uyarlama olduğunu düşünürsek, biraz spolier verebilirim aslında. Hayatını kaleme alan ela iki yaşında körlükle tanışıyor. Detaylara inecek olursam; Oyunculukları, işaret dilini inceledim. Genelde filmin akışına etki edecek şeyler Türk sinemasında üstünkörü yapılır. Bu sebepten bir şeyler hep yarım kalır o duyguyu veremez. Tabi burda devreye Beren Saat'in oyunculuğu devreye giriyor. Bana göre iyi performans sergilemiş. Filimde Mahir hocayı oynayan Uğur Yücel'de gayet iyiydi. Zaten oyunculuğunu sevdiğim aktörlerden olur kendisi. 
Film, Ela ve Mahir hoca arasında yaşanan aşk ve nefret iilişkisi üzerinden gidiyor. Görmeyen ve duymayan bir insanın yalnızlığı ve isyanını anlatan bu hikaye 1950'li yıllrda başlıyor. Ela'nın çocukluğunu, hocası Mahir ile olan tanışıklığı ve eğitim süreci de gayet sert bir biçimde ilerliyor. Bu sertlik tepki toplar mı bilmem ama cesur bir yanının olduğu kesin. Annenin iç güdüsel olarak bağrına bastığı, babanın ise gözden çıkarmakta sakınca görmediği, Ela, mahir hocanın ellerinde bir hayli yıpranıyor, itilip kakılıyor. Sonuçta film bir yeniden çevrim olduğu için her şey tıkır tıkır işliyor, geriye atmosferi ve oyunclukları oturtmak kalıyor ki o da kısmen yerine getirilmiş diye düşünüyorum. Ela'nın kıyafetleri orjinali ile çok benziyor, gözlüğün ardında hissedilen kar ve benzer başka detaylarda orjinal filmden özenle atlanmadan filme yedirilmiş.

Filmin ağlatma potansiyeli sonlara doğru ortaya çıkıyor. Mahir Hoca'nın bilincini yitirip, Ela'nın gözü kulağı olmayı kaybettiği üstelik deli damgası yiyip yalnız kaldığı noktada patlıyor. Hayatını Ela'nın iyi bir yaşam sürmesi için adayan ama onun başarısını görmeyen adamın dramı, başarı hikayesinin sonunda izleyiciye daha dramatik yansıyor. Ağlama garantili bir olduğu için izleyin demem elbette ama Uğur Yücel'den daha iyi bir film beklediğimi belirtmek isterim.Dediğim gibi genel olarak başka filmden alıntı olmuş olsa da iyiydi. İzlemek szie kalmış arkdaşlarım.

I Can Hear Your Voice / Kore dizisi



Başrollerini Lee Bo Young, Secret Garden'da "Oska" rolünden Young Sang Hyun, günden güne yıldız parlayan ve bir çok başarılı dramada yer alan Lee Jong Suk paylaşıyor. Dramanın konusu; Masum olma ihtimali %1 bile olmayan sanıklar için devletin atandağı kamu avukatlarını baz alan sürekleyici bir hikaye ile karşı karşıya kalacaksınız. Bir anda okuyunca ürkmeyin bence vakit kaybetmeden izleyin. Dizi ilk bölümde kendi belli ettiğinden ötürü bir bakmışsınız dizinin finali izliyorsunuz. 

Dizinin sadece başında ki hikayeden bahsedeceğim. Bu dizide başka spolier vermeme kararı aldım. Sebebi seyri bozulmasın :)


Kamu avukatı olmak için mülakata girecek olan Jang Hye Sung ve Cha Kwan Woo'nın sınav alanında karşılaşması ile başlıyor dizi. Mülakata giren Av. Jang'a "Sizi neden işe alalım?" sorusuna anlattığı hikaye ile yargıçların dikkatini çekmeyi başarır. Onlar bile hikayenin devamı merakla sorgular. Anlattığı hikaye; Av. Jang küçük yaşta bir cinayete tanıklık ediyor. Bu cinayet ise Park Soo Ha 9 yaşında iken babası ile trafik beraber kazası geçirir, ona çarpan adamın (Min Joon Gook) babasını öldürdüğüne Seo Do Yeon(savcı) ile beraber tanık olur. Seo Do Yeon ve Av. Jang arasında ki kısa hikayeyi de dinlemiş oluyoruz. Min Joon Gook yargılanırken vicdan azabı duyan iki kız tanıklık yapmak için mahkemeye giderler fakat "hana, tul,set" diyerek sadece Av. Jang içeri girer Seo Do Yeon kaçar. İşte intikam denilen şey o andan sonra başlar. Bir kahraman gibi içeri girip Joon Gook'u hapse attıran Av. Jang ve yarım kalan işi olan Soo Ha'yı öldürmek için büyük yemin eder. 

Soo Ha'nın bir özelliği var, insanların düşüncelerini okuyabiliyor. Onun gözünde Jang Hye Sung bir kahramandır.9 yaşında iken onu koruyacağım diyerek sözünü tutmak için 10 yıl boyunca onu aramıştır. Ona duyduğu minettarlık onu arabaya başladıkça aşka dönüşmüştür. 

"Bugün yine sana benzeyen birini gördüm. Şu an neredesin?



Soo Ha; küçük yaşta yaşadığı acı tecrübelere rağmen hayat dolu olmayı başarabilmiş. Zeki, yakışıklı, ilk aşkını koruyabilmek adına çok iyi dövüşen bir genç olmuştur. Soo Ha'nın kendine güveni konusunda seviye atlamış desem yeridir. Av. Jang; vurdumduymaz, kaba bir kişilik gibi görünüp aslında bilinçaltına yerlemiş kötü duyguları bastırma sekli. Ben o durumda olsam onun kadar soğuk kanlı olamazdım Korkmasına rağmen insanlar onu güçsüz görmesin diye kendine asla toz kondurmayan karakter.  Soo Ha dışında bu yönünü kimselere gösteremez o da düşüncelerini okuyabildiğinden. Avukat Cha; ilk başlarda ki hareketleri bu adam nasıl böyle bir şapşik hallere dönmüş anlamamıştım. Daha önceden polis olan, olumsuz bir olaydan sonra avukat olmaya karar veren Av. Cha ise, Av. Jang tam tersi, anlaşıyıslı, güler yüzlü kibardır. Dizinin en güzel yanlarından biri  sonlara doğru ikisi de birbirinden iyi yanlarını almaları oldu. Seo Do Yeon, avukatlarımızın davalarda ki savcı, onun için her şey yasalardan geçiyor. Duygularını asla belli etmeyen soğuk biriyken onunda hayatı bir anda değişti, insan olduğunu hatırladı. Oyunculuk konusunda özellikle davalarda ki tavrını çok sevdim.


Duyguları ve vicdanları arasında kalan insanlar, kimsenin duyamadığı sesleri duyan bir genç, her şeyin sadece kanun olmadığını anlayan savcı ve avukatlar, verilen söz uğruna kendi hayatından vazgeçecek kadar içini intikam hırsı bürüyen ve insan olamayı unutanların güzel bir hikayeydi "I hear your voice". Kamu avukatlığını düşündüğümde suçlu, suçsuz herkesi savunma zorunda kalmaları çok zor. Dizide avukatlık mesleğinin en zor anlarından birini yaşayan Av. Cha o an ki duyguları dizinin aslında kısa ve güzel özetiydi.

"Şu andan itibaren insanları savunmak için incineceğim. Min Joon Gook davasında olduğu gibi Sanığın yalanlarıyla cesaretim kırılacak ve incineceğim. Ve pek çok değersiz anım olacak. Ve bu olduğu zaman avukatlık mesleğimi fırlatıp atmak isteyeceğim değil mi?

İnsan ilişkileri ile ilgili senaristlerin güzel noktaları yakalamaları sadece bir aşk hikayesi olmaması ayrı ise ayrı güzeldi.. Birbirine zıt bu iki kişinin meslekleri adına güçlü yönleri kapmış olmaları, geliştirmeleri ve bunu bize izlettirmeleri senaristlere bir kez daha saygı duymamı sağladı.  Soo Ha ve Av. Cha aynı kadına aşık iki adamın, yeri geldiğinde birinin iyiliği için gerçeği gizlemeleri takdire şayendi. Dizinin zeka oyunları; savcı ve avukatlar arasında ki atışma ise heyecanlıydı. Hukuk geniş kapsamlı bir meslek olduğundan merakla ve dikkatle izlememe sebep oldu Mahkum ikilemi konusunda teoriyi izlemek keyif verdi. Kendimi çok zor tutuyorum diziyi anlatmamak için :) Final konusunda sadece dizinin giriş ve gelişmesine göre sönük kaldığını düşünüyorum.

Dizinin OST'ları da güzeldi. Zaten kore dizilerinde en çok takdir ettiğim olaylardan biri Ostlar. Her dizinin mutlaka unutulmayan ostları oluyor. Bu dizide benim için; 


Bu diziyi keyifle izlemenizi diliyorum, şimdiden iyi seyirler.


Dizi için puan; 7,5/10

28.10.13

School 2013 / Kore Dizisi



Dizi okulda yaşanabilecek iyi-kötü bütün olayları ele almış. Genel olarak ele aldığımda beğendiğimi söyleyebilirim. Hatta ben küçükken "Affet bizi hocam" adlı bir dizimiz vardı onu da az çok hatırlamama rağmen yaşanan bir çok şey ortaktı belki ondan sıcak gelmiştir bana.Günümüz bir liseye gidince yaşanabilecek her şey var kısacası bu dramada. He okul dizisi diyip aşk meşk vardır diyip başlamayın aksine yok daha çok "arkadaş,dost" kavramının yaşatabileceği bütün duyguları barındırıyor. Yani şöyle açıklamam gerekirse "Bromance", iki erkek arasındaki güçlü sevgi bağı anlamındadır. Bunu farklı şekilde yorumlar içerebilir tabi.

Bromance dediğimiz o kavram Go Nam Soon (Lee Jong-Suk) ve Park Heung Soo (Kim Woo Bin) arasında geçiyor. İkisinin arkadaşlıkları büyük bir sınavdan geçiyor. Ortaokulda çetesinden futbol hayali yüzünden çıkmak isteyen Heung Soo'yu Nam Soon'da dahil dövüyor orda yapmaması gereken bir şey yapıyor ayağını kırıyor. Futbol hayali de bu sebepten ötürü son buluyor. Nam Soon duyduğu pişmanlık yüzünden terkediyor yaşadığı yeri ve Heung So'yu. Tabi dizi başlar başlamaz bu konuları ele almıyor. Hatta Heung Soo iki bölüm sonra ortaya çıkıyor.
Dizi lise yıllarından başlıyor.İlk başlarda dizimizin başrol oyuncusu Nam Soon'un bol bol dövüldüğü sahnelerle baş başa kalıyoruz. Dayak yedikçe karşılıkta vermiyor. Aradan zaman geçer yine dayak yerken Heung So gelir, engel olur ama bir şey değişmez.Hatta bunların arasında nasıl bir ilişki var da böyle olmuş diye düşünmeye başladığımız zamanlar başlar: Woo Bin'i bilen bilir sert bakışları olduğunu ve o kadar da karizmatik olduğunu. Transfer öğrencisi olduğundan, gizemli oluşundan dolayı sınıftakiler korkarlar, tabi sonradan bu korkunun yersiz olduğunu da bilirler. 
Böyle bir sınıf olunca onları adam edecek sürekli yanlarında onları destekleyecek bir öğretmenleri olmalı değil mi ? 

Jung In-Jae (Jang Nara) idealist öğretmen.Okulun sadece sınavlardan ibaret olmadığını öğrencilerine ve diğer meslek taşlarına göstermeye çalışıyor:  Kang Se Chan ise dershane öğretmenidir. O da In Jae'nin tam tersi okulun derslerden ibaret olduğunu savunuyor. Gelin görün ki ikiside sınıf öğretmeni oluyor. Birbirinden farklı öğretme yapısına sahip oldukları için sürekli aralarından fikir ayrılıkları oluşuyor. Durum böyle olunca öğretmenlik konusunda etkilenmeye başlıyorlar. Öğretmen Jung çocukların hep yanında sırf mezun olabilsinler diye bir sürü fedakarlık yapıyor. Buna Öğretmen Kang'a ilk başlarda ne kadar anlamsız da gelse bu durum kendini çocukların hayatında onlara bağlanmış bir öğretmen gibi görmeye başlıyor. 
Dizi sadece Nam Soon ve Heung Soo arasında konuları ele almamış. Sınıftaki bir çok öğrencinin hatalarını mutluluklarınıda güzel bir şekilde işlemiş. Sınıfın çalışkan kız öğrencisi var ki onu Love Rain'de ki yapışan kız, Faith'de ki kraliçesi rollerinden biliyoruz Song Ha Kyung (Park Se Young). Ailesi yüzünden dersleri konusunda hırslı hatta en yakın arkdaşını kırabilecek seviyede diyebiliriz. Neyse ki sonlara doğru o da normal bir insan olmayı başarabildi. Hatta sınıfın haylaz çocuğunu bile korudu işte o zaman dünyanın sonu geliyor dedim.
Bir lisede yaşanabilecek her konuyu ele almış olmaları güzeldi. İzlerken aşk meşk aramadım aksine olmaması daha güzel olmuş. En yakın arkadaşlarının ilişkileri sınandı, hayatında haylazlık dışında bir şey bilmeyen öğrencilerin idealleri olabileceğini, bir annenin kendi hırsları uğruna kendi çocuğuna dayattığı kurallar, sınavlar, öğrenci-öğretmen ilişkilerinin bol bol olduğu güzel bir drama. Ben herkesin aksine sevdim. Size de tavsiye ediyorum. İzlemeyen varsa tabi. Benim geç izlememde ki neden ise dizi hakkında yorumları öncesinden okuyup ön yargılı yaklaşmamdan kaynaklıydı. Yoksa en sevdiğim iki oyuncu Woo Bin ve Lee Jong Suk oluşunda en azından izliyim dedim.

25.10.13

Reply 1997/ Answer me 1997- Kore Dizisi


Yoo Jung-Hak Chan-Yoon Jae-Shi Won-Joon Hee-Sung Jae

Seksenlerin sonunda doğan biri olarak özlemle andığım çocukluğum zamanlarıydı doksanlar. Şimdi ki nesle yabancı olan o zamanları nostaljik bir dille anar dururuz. O nesli hem güzel anlatan hemde daha çok değerini anlaşılacağı bir yapım Reply 1997.
  
Bu diziyi izledikçe anımsar oldum bir çok şeyi. Bir kere hayran (fan) kitlesi o zamanlardan başlamıştı. Bir sanatçı albüm mü çıkardı hemen koş kasetini al. İnternete mi bağlanacaksın annenize yalvar dur telefonla konuşma diye, küçük yaşta bebek beslediğimiz oldu nasıl mı ? tabi ki sanal bebekle. Karaoke kavramının ilk bildiğim zamanlar doksanlar.


Repyl 1997 ; Busan'da 1999 senesinde mezun olan bir grup lise öğrencisinin mezunlar gecesinde buluşmasıyla başlıyor. Günümüz ile geçmiş arasında gidip gelerek kim, kiminle, nerede, nasıl sorularının bolca sorulduğu samimi ne kadar duygu varsa yaşattığı sıcacık bir yolculuk yaşattı bu dizi. Bu dizinin bir güzel tarafı ise; busan aksanı ve kesinlikle çok samimi ve içtendi.

Shi Won'u rolünü A Pink grubunun üyesi Jung Eun Ji canlandırıyor. İlk dizisi olmasına rağmen oyunculuğuyla bir yere geleceğini belli etti bu diziyle.1996 yılında çıkış yapan H.O.T grubunun fanatik derecesinde fanı. Biraz düşündüğünü hiç düşünmeden konuşan biraz da birlilkte büyüdüğü Yoon Jae'nin ona karşı olan duygularını anlamayacak kadar da saf bir kız

Yoon Jae rolünü Superstar K yarışmasının birincisi olan Seo In Guk canlandırıyor. Şarkıcı kökenli olmasına rağmen hatta daha önceki dizilerini de (love rain gibi) göz önünde bulundurursak oyunculuğuyla çok işler yapacak. Ailesini küçük yaşta kaybetmiştir. Babası ile Shi Wo babasının yakın arkadaştırlar. Yoon Jae ve abisini onlar büyütmüşlerdir. Çocukluğundan beri yanında olan Shi Won lisenin ilk gününden beri sevmektedir.
Yoon Hee rolünü Infinite grubunun üyesi Hoya canlandırıyor. Oyunculuğunu çok samimi bulduğum bu dizi de en çok sevdiğim karakter olmayı başardı. Yoon Jae için bir aşk beslemekte olan bir gaydir: Hassas ve düşünceli bir kişiliği vardır. Shi Woo gibi Yoon Jae'de en yakınında ki insanın ona olan aşkını görememişti.Yoon Hee'de açıklma gayretinde olmadı hiç bir zaman, duygularını içinde yaşatıyordu. Yanında olsun yeterdi kavramıyla devam etti.


Hak Chan rolünde Sechs Kiss grubunun  lideri Eun Ji Won canlandırıyor. Dizidesürekli fanların kavga sebebi olan  H.O.T ve Sechs Kiss gruplarından; Sechs Kiss'in lideridir hatta bir çok kendi oynadığı filmlerde ki oyunculuğunu bir çok kez eleştirdiğine tanık olduk.O halleri için çok kötü oyuncu ben daha iyi oynarım tarzında konuşması çok eğlendirdi. İyi bir kişiliğinin yanı sıra birde erotik film meraklısıdır. İçten içe Yoo Jung sevmektedir.

Mo Yoo Jung rolünü Shin So Yool canlandırıyor. Dizinin oyunculuk mesleğini göğüsleyenlerden biri. İyi yürekli bir kişiliğinin olmasının dışında. O da H.O.T ve Sechs Kiss grupları arasında gel git yaşan bir fan. Beğendi her idol aşık olacak kadar şıp sevdi. İlk başlarda o da Yoon Jae'den hoşlanmış olsa da karşılık alamadığı gün büyük aşkını buldu

Sung Jae rolünü Lee Si Yeon canlandırmaktadır. Dizinin oyunculuk mesleğini göğüsleyenlerden bir diğeri. Çok ve boş konuşan, kötü şakalar yapan, aşklarına karşılık alamadığı için dizinin yalnız takılanı. Aslında birazda karşında ki insan nasılsa o şekilde davranıyordu. O zamanlar büyük modası olan sanal bebeği ile oynaması harikaydı. Benimde vardı sanal bebeğim :)
Dizinin en çok eğlendiğim anları ise Shi Won anne ve babasının sürekli kavga etmeleri ardında birbirlerini sevmesi sıcak ve eğleneceliydi. Özellikle babasının Shi Won ile fan muhabbetlerinden dolayı sürekli tartışması gerçekçiliğin yansıması gibiydi. Bu iki yürekli insanın Yoon Jae ve Tae Wong'u sahiplenmeleri onlarsız bir şey yapmamaları ben onların vasihiyim diyerek etrafta dolaşmaları çok güzeldi.

Yoon Jae Wong rolünde ise Song Jong Ho canlandırıyordu. Yoon Jae'de bahsettiğim gibi anne ve babalarını küçük yaşta kaybetikleri için kardeşi için aile olan ve ona her fırsatta sahip çıkan fedakar abi. O zaman asıl bomba şöyle aslında Shi Won'a aşıktır sadece tek olay kardeşinden önce itiraf ettiği için Yoon Jae 6 sene kadar acı çekti.

Dizinin karakterleri bu şekildeydi. Diğer dramalar gibi iki yada üç kişi üzerine yoğunlaşma yok aslında herkes başrol gibiydi benim açımdan.. Geçmiş ile gelecek arasında ki ilişki çok iyi işlenmişti. Gerçeğin dışında hiçbir olay yoktu aslında.. Dizinin en güzel yanları ise Shi Won ve Yoon Jae'nin iç sesleriydi.

Yoon Jae'nin Shi Won'a nasıl aşık olduğunu iç sesiyle anlattığı o sahne;


"Sokakta biriyle çarpışmak, kütüphanede aynı kitabı tutmak, şemsiyenin altına koşan birisi, aşık olmanın özel olacağını düşünmüştüm ama bu hayal ettiğim gibi bir şey değildi. Bu nasıl aşık olduğumdu. Bitti.. İlk aşkım aniden başlamıştı. Gözlükleri takmadığı için güzel görünüyordun. Şimdi onlarla bile güzel görünüyorsun"

Lise bitti herkes için kendi yollarını çizme vakti gelmişti. O akşam Shi Won'un doğum günü. Yoon Jae bir şarkı söyler herkes tek tek ayrılır odadan Shi Won kalır. O gece Yoon Jae ise aşkını şöyle ifade eder;

"Çok acımasızsın. Nasıl böyle bir şey istersin benden? Çünkü seni seviyorum. Tamamen sana kapıldım. Doğduğumuzdan beri senin yanındayım. Birbirimizi her gün gördük. İlk regl gününü bile hatırlıyorum. Ama yinede seni bir kadın olarak görüyorum. Liseye başladığımız o ilk gün seni sevimli olduğunu düşündüğüm ilk gündü. O günden sonra sana hep ipuçları verdim. SENİ SEVDİM. BENİ SEVMENİ İSTEDİM ama sen fark etmedin. İyi belkide sen beni yalnızca arkadaş olarak görüyordun." 






Sonrasında her şeyiyle şeffaf olan kişi Shin Won oldu. Beni hala seviyor musun soruna cevap alamadı bir süre sonra o açık sözlü Shi Won arabada giderken hiç düşünmeden yaptığı itiraf ;
"Senden hoşlanıyorum. Arkadaş olarak değil, erkek olarak. Ben cevapladım. Sıra sende"

"Unutmuşum, Shi Won her zaman duygularını doğrudan söyler. Keşke bende söyleyebilseydim.. Seni seviyorum benim ol! ... yalnızca kararsız kaldım ama bunları söyleme yerine, yalnızca kararsız kaldım. Şu andan daha iyi bir zaman yoktur. Belki bir daha ki sefer olmaz. Bir daha konuşabileceğimiz zaman gelmeyebilir. Şu an "önünüzde duruyorken hayat sonra için kısa..Şimdi sadece zayıf ya da tembel olduğunuz için vazgeçersiniz. başka zaman için umudunuz olmaz. Eğer onu seviyorsanız şimdi sevmek için en iyi zamandır. Çok geç olmadan yaklaşın. Şimdi açılmalısınız. Gelecekte ne olacağını asla bilemezsiniz"


Yoon Hee'nin bu konuşmasından sonra esas oğlan kendi aşkına mı yansın yoksa çok sevdiği arkadaşının ona olan karşılıksız aşkını yıllar boyunca içinde tutmasına mı? Yoon Hee bencillik yapmadı aşkı yerine dostluğunu tercih etti, kabullendi. Onun bu sözleri ise Yoon Jae'nin duygularına ışık tutmuş oldu. Tabi o sahne izleyenler bilir onunla beraber bir çok kişiye ışık tutmuştur eminim. Hastanenin o merdivenlerinde olan itiraf yerinde bir ben kendimde itiraflarda bulunamadım heralde. Shi Won'un "Eğer cevabı şimdi söylemezsen seni 10 kere öpeceğim" dedikten sonra Yoon Jae'nin cevabı;



"İlk aşk.. ilk aşkın güzel olduğunu düşünmemizin nedeni, olduğumuz insanın yakışıklı,güzel ya da tatlı olması değil. İlk aşk güzeldir çünkü ilk aşkımızı ve de o genç, masumca, biraz da aptalca severiz. Ve de asla o genç, masum, tutkulu zamanlarımıza dönemeyeceğimizi biliriz. İlk aşk biraz acelecidir. Hesaplamadan, tutkuyla ilk aşkımıza koşarız ve ardından da başarısızlıkla yüzleşiriz. Aynı zamanda da dramatiktir. Bir daha asla hissedemeyeceğim açıklanamayan duyguyla beraber gelir. Yani ilk aşk, hayatımızın en dramatik evresini oluşturur. Başarısızlık da olabilir. Trajedik hikayeler, hayatımın bir bölümünde böyle muhteşem bir hikaye yaşamak çok güzeldi. Mutlu sonlu hikayeler daha uzun sürer hep." 


23.10.13

Yoonna, Lee Bum Soo'nun ardından Yoon Si Yoon "Prime Minister and I" kadrosuna dahil oldu.


Sevdiğim aktörlerden Yoon Si Yoon, aralık ayında KBS2 kanalında yayınlanacak olan "Prime Minister and I" dizisinin kadrosuna dahil oldu. KBS kanalı ise çıkan bu haberi de doğrulamış. Romantik komedi tadında olacak bu dizide Yoon Si Yoon ise; başbakanlık ofisinde ki seçkin yardımcıyı canlandıracak hatta temsilcinin açıklamalarında bu rolüyle hayranlarını mest edeceğini dile getirmiş.
"Prime Minister and I" dizisi Yoon Si Yoon dışında; Yoona, Lee Bum Soo ve Cha Jung An alacak. Yoona 28 yaşlarda bir muhabiri, Lee Bum Soo ise 40 yaşındayken ülkenin en genç başbakanı rolünü canlandıracaklar. Dizi ise ikisi arasında oluşacak olan aşk hikayesini kapsayacak. Fakat değişiklikler meydana gelebilir çünkü senaristler hala yapım aşamasında. Temsilcinin vermiş olduğu bilgiye göre bu ayın sonunda dizinin çekimlerinin başlayacakmış. Ay hadi inşallah :)

Full House Take 2 / Kore Dizisi




 Full House dizisini izleyenler de fark edecektir ki hiçbir alakası yok. Devamı niteliğinden yazılıp çizilmiş olsa da göz var nizam var anlaşmalı evlilik/nişanlılık dışında bişey göremedim ben.
Dizinin konusuna gelecek olursak;   Ailesi ölmeden önce evlerini geri almak için şarkıcı olan Lee Tae Ik ve iyi kalpli  Won Kang Hwi Kore'de hatta Asya'da ünlü olan "Take One" grubunun şarkıcılarıdır. Ailesini küçük yaşta kaybeden Jang Man Ok ise Hopkio ustası dedesiyle çalışan ama moda tutkunu bir kızdır.Man Ok bir şekilde Take One grubunun stilisti olur ve Tae Ik ile sahte bir nişanlılık geçirir. Bu olayları anlatan güzel sevimli bir dizii.
Dizi genel olarak komik ve eğlenceliydi. Tea Ik; sürekli asabi, titiz bir insan olsa da, Kang Hwi'de onun tam tersi temiz kalpli ve dişli biriydi. Man Ok ise; her ne kadar hopkido ustası olsa da tam bir moda aşığı bir kadın. Kıvırcık saçları ilk başlarda sevimli görünse de ne zaman saçlarını düzeltecekler diye bekledim dizi boyunca. Stilist olsa da giydiği kıyafet konusunda sınıfta kaldı Man Ok. Dizi de bir de Jin Se Ryung diye bir karakter vardı ki gereksiz olduğunu düşünüyorum.Neymiş efendim önceden aynı şirketle çalışırken Tae Ik ile birbirlerini sevmişler sonra kız Amerika'ya gitmiş özlemiş geri dönmüş buraya kadar tamam. Ee ondan sonrada bir iki olay dışında pek de olayı yoktu. O yüzden gereksiz olduğunu düşünenlerdenim. Tabi geçmişte yapmış olduğu pisliği sonradan öğrendik. Bir gruptaki şarkıcıların arası neden sürekli bozuk diye düşünürken arayı bozanın bu hatun olduğunu öğrenince hemde Kang Hwi kullanarak yapmış daha çok sinir oldum. He dizide öyle bir sahne vardı ki eyvah eyvah dercesineydi. Tae Ik sahnede alerjisi çıkınca Kang Hwinin onun dudaklarına yapışıp öpmesi falan öyle bir şey yapacağı hiç aklıma gelmezdi:) Dizinin komik olanı bence yine Kang Hwi'nin mimikleriydi.Tae Ik o sinir bozucu triplerinin Man Ok'a aşık olmaya başladıktan sonrabile devam etmesi çok iyiydi. Hemen yumuşamadı ama kızı koruması sırf onun için gruptan ve Full House'dan vazgeçmesi falan takdir topladı. Bu güzel hoştu da ben Kang Hwi ile birlikte olmasını istiyordum. Hem çok iyi anlaşıyorlardı hem daha çok şey paylaşmışlardı. Yalnız dizi boyunca Kang Hwi'nin "Man Ok" diye seslenmesi ve o ses tonu beni benden aldı. Ne bileyim bence o daha çok hak etmişti kızı. Kang Hwi karakterini canlandıran Park Ki Woong sevdiğimden olabilir. Bu diziyi izledikten sonra onun Secretly and Greatly filminde ki performansını da sevmiştim.
Dizi genel olarak bence iyiydi. Her ne kadar ilk Full House ile benzerlikler bulamasam da güzeldi, yerindeydi, komikti, sevimliydi. Finali ise bana göre vasattı ama en azından Man Ok'un o kıvırcık saçları normale dönmüş gördüm :D He bir de Kang Hwi için güzel bitti ya en çok ona sevindim.


No Min Woo/ Lee Tae Ik

 Hwang Jun Eum/ Jang Man Ok

Park Gi Woong/ Won Kang Hwi

Full House / Kore Dizisi



Full House 2004 yapımı romantik komedi türünün bana göre en iyilerinden biridir diyebilirim. Çok uzun zaman oldu bu diziyi izleyeli o yüzden aklımda kalan bir kaç bir şeyi size hatırlatacağım. Komedi konusunda eksiği yok fazlası vardı diyebileceğim yapımlardan. Eğer bu diziyi izlememiş olan varsa eğer şimdi izlemeye başlarsa sadece kıyafet falan olaylarına takılacaklardı diye düşünüyorum bence takılmadan izleyin derim.

Dünyaca ünlü star Rain yer aldığı bir dizi. Ayrıca dizinin OST'ları da oldukça güzel.
Dizilerde başrol karakterlerini kimi zaman yakıştırırım kimi zaman yakıştırmam. Bende diyorum ki Rain ve Song Hye Kyo çiftini çok sevmiştim. Özellikle dizide yaptıkları dansları dialogları olsun on numaraydı benim için.

Kim Sung Soo karakterini canlandıran Yoo Min Hyuk dizide iyi ki var dediklerimden. Arada kızdırmış olsa da Rain yani Young Jae aklını başına getirmesini sağladı.  Tabi dizide komedi bölümleri var da duygusal anlar yok mu ? diye düşünüyorsanız. Tabi ki vardı özellikle Rain öyle bir şey yapmıştı ki vay be demekten alıkoyamayacaksınız o kadar diyorum.

GEnel olarak diziyi izlemeyenler varsa izleyin. Eğlenceli ve güzel bir yapım Young  ve Ji Eun çiftinin izleyin kaçırmayın bana göre harikaydılar. Final için pek bilgi vermeyecek olsam da her zamanki Kdramaları gibi etkili değildi. Eksikler çok fazlaydı. Yine de bu diziyi izlemenize engel değil. O zaman size iyi seyirler

21.10.13

Me Too Flower! / Kore Dizisi

 Bayram tatili uzun olunca bir çok dizi izledim hepsini yazmaya fırsatım bir türlü olmadı. Onlardan biri de Me Too Flowers dizisi oldu. 2012 yapımı bu diziyi geç izlemiş olmama rağmen pek bir şey kaybettiğimi düşünmüyorum. Tipik romantik komedi tadındaydı. Diziyi daha çok Yoon Si Yoon için izlediğimi itiraf etmeliyim. Onun romantik komedilerde ki performansını seviyorum. 



Dizinin konusu; üç kadın bir adam arasındaki karmaşık ilişki olsa da bana göre pek karmaşıklık göremedim. Esas oğlan esas kızı gördükten sonra istediği hep oydu. Sadece çevresinde yer alan bir kadının ona olan saplantısı ve zengin koca arayışı içinde olan bir kadının yapmaya çalıştıkları vardı. Çocuk esas kız dışında bu ikisine çok da ilgi göstermedi açıkçası. O yüzden bir karmaşıklık göremedim.


Esas kızımız Cha Bong Sun (Lee Ji Ah) polis memurudur. Küçükken annesi onu terk ettiği için herkes tarafından terk edilme korkusu yaşamakta olduğundan psikolojik sorunları vardır. İşine yansıtır ve psikolojik destek almaya başlar. Zaten olaylarla da bundan sonra başlar esas kızımız için. İçimdekişiliği yavaş yavaş düzeltmeye başlarken aşık olur esas oğlana.





Esas oğlan Seo Jae Hee (Yoon Si Yoon) diziyi izlenebilir kılan tek kişi. Çocukken bütün ailesini kaybedince yalnız başına kalan bir çocuğun hayatta kalabilmek için neler yapabileceğini çok güzel anlatan bir hikayesi var dizide. Dizinin seyr  boyunca kendi şirketinde otopark görevlisi olarak çalıştığını görüyoruz sonlara doğru aslında zengin olduğu ortaya çıkınca mecburi olarak işinin başına geçiyor.




Esas kız ve esas oğlandan bahsettikten sonra biraz da diziden bahsedeyim. İki kadın daha yer almakta. Park Hwa Young (Han Go Eun) ve Kim Dal (Seo Hyo Rim) bunlarda bizim esas oğlanın peşinden ayrılmaz neyse ki sonunda elleri boş kalır gerçi Kim Dal yine amacına ulaşır da diğeri için aynı şeyi diyemeyeceğim. Park Hwa Young denen kadına dizi boyunca sinir oldum. O kendine güveni çok fazlaydı hiç hoşuma gitmiyordu. Esas oğlanın iş ortağıydı ama aralarında anlamadığım bir bağ vardı ilk başlarda. Onunda nedeni sonraları çıktı ortaya. Bu kadının kocası kaza sonucu ölüyor. Buna sebep de bizim esas oğlan oluyor. O da vicdan azabının vermiş olduğu duygu ile yıllarca ona ve çocuğuna aile oluyor. Aslında kadın ona aşıktır ama Jae Hee ise kardeş gibi davranmaktadır ona. Bizim diğer kız Kim Dal esas kızın üvey kardeşidir aslında aralarında hiç bir kan bağı olmamasına rağmen unni unni diye etrafta dolaşması sinir bozucuydu. Kısacası şu iki kadını hiç sevmedim.. Kim Dal'ın tek amacı zengin birini bulup evlenmek. O yüzden Jae Hee'nin zengin olduğunu öğrendikten sonra peşini bırakmadı. Neyse ki ablasını sevdiğini görünce çok da uğraşmadı en azından Hwa Young kadar hırslanmadı.

Yoon Si Yoon'un oyuncluğunu sevdiğim için diziyi sabırla ve sukunetle bitirdim diyebilirim. Hatta daha fazla da bu dizi için bir şey yazasım gelmiyor.
Şimdiden iyi seyirler..

THOR:KARANLIK DÜNYA vizyon tarihi ve karakter posterleri yayınlandı.


Marvel'in ünlü karakteri şimşek tanrısı Thor'un ikinci filmi "Thor: The Dark World" 1 Kasım 2013 tarihinde Türkiye'de vizyona giriyor.  İlk filmi izleyenler bilir Thor rolünde Chris Hemswort, Loki rolünde Tom Hiddleston, Jane rolünde Natalie Portmanı ve Odin rolünde ise Anthony Hopkins'in olacağı bu filmin yönetmeni ise; Alan Taylor bulunuyor.

Filmin Trailer'ı










Nail Shop Paris/ Kore Dizisi


Nail Shop Paris 10 bölümlük mini bir dizi. Fantastik dizileri oldum olası sevdiğim için dizi bana sıcak ve sevimli geldi. Dizinin bölüm sayısı düşük olduğundan olsa gerek giriş hızlı gelişme kısa sonuç harika oldu. En azından benim beklediğim gibi son buldu.

Bayan başrol oyuncusunu KARA grubunda Gyu Ri(Bunny)oynuyor. Yazar olarak hayatını idame ettiren bu kız, hikaye yazmak için türlü türlü yollar arıyor. Çünkü yazmaya kalkacağı hikayenin orjinal bir konu olmasını istiyor. Dizinin konusu da bu şekilde şekillenmeye başlıyor. Gyu Ri'nin oyunculuğunu düşünürsek onun yerine başka biri canlandırabilirdi diye düşünüyorum. Sebebi ise; soğuk ve itici olması. Kesinlikle oyunculuk adına bir şey göremedim. He sen mi çok biliyorsun diye düşünebilirsiniz. Fakat izlediğinizde yanı fikirde olacağınızı düşünüyorum.
Dizinin diğer oyuncularına gelecek olursak; üç yakışıklı erkek onun aksine oyunculuklarıyla Gyu Ri'nin soğukluğunu kamufle edebilmiş diyebilirim. Alex (Jun Ji Hoo), Kay (Song Jae Rim), Jin (Cheon Doong dayrıca MBLQ grubunun şirin üyesi)..  Bu üç erkeğin çalıştığı yer ise Nail Shop Paris yani manikür dükkanı. Evet yanlış duymadınız manikür dükkanı. Böyle bir manikür dükkanı olsa ben heralde oradan çıkmazdım. Bu sadece manikür dükkanı değil ayrıca oraya gelen müşterilerin, sorunlarını, dertlerini dinledikleri sıcak bi yer. Her bölüm ayrı konuları ele almaları kesinlikle güzeldi. 10 bölümden fazla olabilirdi diye düşünüyorum.
Bunny ile bu üç oğlanın ortak ne olabilir diye düşüne durun bende size açıklayayım. Yazması gereken hikaye arayan kızımız Alex ile tesadüf karşılaşır ve onu takip eder. Paris'e girdiğini görünce onu izler ve ne yaptığını anlamaya çalışır. Kapıda ki ilanı görür, erkek asistan manikürcü ararlar. Kızımız erkek kılığına girer ve burada işe başlar. (gördüğüm en kötü erkek kılığına girmiş kişiydi, kız olduğu çok belliydi).
Alex'i hikayesi için takip eden Bunny farkeden Kay ise onun peşine düşer. Çünkü o da benim gibi düşünür bu çocukta bir gariplik var diye.Onu sürekli takip ederken aslında ondan hoşlanmaya başlar Kay, belli etmeyeceğim derken sürekli kötü davranıyor kıza. Tabi bizim kız Alex'in gizemini çözeceğim derken ondan hoşlanmaya başlar. Bir aşk üçgeni oluşur. Bu aşk üçgeni oluşurken Jin nerde diye düşünüyor olabilirsiniz. Jin Bunny'nin en yakın arkadaşına aşık olur. Kız olduğunu yakalayan ilk kişi ise Jin olur. Onun o sevimliliği dizeye güzellik katmadı desem yalan olur. Aşk üçgeni içinde onu görmediğimde iyi oldu. 
Ben en çok Kay'in Bunyy'e duyduğu aşkı sevdim. Bir an Alex'i seçecek diye beklediğim inşallah öyle bir şey olmaz diye cok dua ettim.:) Neden Kay derseniz, ben de derim ki onun erkek haliyle bile sevebileceğini, Alex'i sev ya da sevme bundan vazgeçmeyeceğim demesi ve Jin'in rahatlığıyla kıza sarılmasını falan kıskanması falan çok iyiydi. Kay öğrendikten sonra Paris'i terketmesi ve Alex'in arkadaşı için aşktan vazgeçmesi Bunyy'e yerini söylemesi onun yanına gitmesi ilişkiye başlamaları, çift yüzüğü takmaları, didişip durmaları cidden güzeldi.
Alex ise kız olduğunu öğrendikten sonra ona karşı bir şeyler hissetmesi samimi gelmedi. Gönül ister ki öyle bi yakışıklı eli boş dönmesin ama ne yaparsın bir kızı sadece bir kişi alır dostum. Bu çocuk gizemli birini çok güzel oynamış. 
Jin ve Ji Soo arasında aşka gelecek olursak bence diziye güzel hava katmış. Birbirlerine aşk böcükleri gibi vıcık vıcık olmaları ve Bunyy'nin sürekli onları eleştirmesi iyiydi. Onlarda bu kısacık dizide bile sınandı aşklarıyla neyse ki mutlu sonlandı.
Final için, gelişme gibi hızlı oldu. Kızımız kimi seçecek derken son sahnede ufak bir kız anne anne diye etrafta dolaşırken baban gelsin dedi içeri gireken Alex ve Kay idi. Hangisi derken Kay'i seçmiş olması falan içimi rahatlattı. Dizinin fanstastik kısmı güzel olabilir fakar Gumiho kısmı gereksizdi diye düşünüyorum. Gerçi şöyle de düşünebiliriz, kızımız da Alex'de Gumiho olduğunu düşünürsek aslında Alex'de kaybetmedi. Kay normal bir insan olduğu için ölüm onu bulacak ondan sonra Alex ve Bunyy sonsuza kadar birlikte yaşamış olacak. Bu dizinin bir kaybedeni olmadı :) Dizinin final bölümünde gizemli patronun aslında Bunny'nin annesi olduğunun ortaya çıkması beklemediğim birşeydi :)







PARK GYU Rİ/HONG YEO JO-BUNNY


JUN Jİ HOO/KİM Jİ HUN-ALEX

SONG JAE RİM/KANG JONG HYUK-KAY


CHEON DOONG/JIN

  KIM CHAE YUN/GEUM Mİ RYE

HAN SO YOUNG/KİM Jİ SOO



16.10.13

The Innocent Man / Kore Dizisi




Bu diziyi 1 günde bitirdim, nasıl anlatacağım bilmiyorum. O kadar sürükleyiciydi ki başında kalkamadım. Resmen dramayı izledikçe yaşadım. Sinirlendiğim yerlerde sövdüm, duygusal anlarda ağladım, komik olaylarda güldüm o kadar içine aldı beni. Bir diziyi daha izlerken "bunu izlemeyi nasıl ertelersin?" sorusunu binlerce kez sordum kendime.. Bir sürü intikam dizisi veya filmi izlemişimdir bu kadar etkilendiğim olmamıştır heralde.
Kang Ma Roo diye bir çocuk var sevdiği kadının hayalleri uğruna kendi hayallerini hiçe saydı. Oysa ki tıp okuyan ve geleceği parlak olan bir öğrenciydi. Hasta ve ona muhtaç kızkardeşini bile düşünmeden sırf aşkı uğruna sevdiği kadının suçunu üstlendi. Neymiş efendim o hayalleri olmadan yaşayamazmış, öyle de bir yaşadı ki işte onca zaman bir hiç uğruna  hayallerinden, kardeşinden, özgürlüğünden vazgeçtiğini anlayan Kang Ma Roo nun intikam hikayesi..
Kang Ma Roo; tıp fakültesi 3. sınıf öğrencisidi. Çocukluk arkadaşı muhabir olan Han Jae Hee nonnasına aşıktır. Daha ilk bölümden uyuz olmuştum bu aşka, hasta olan kardeşini bırakıp şu kadının yanına gidip suçu üstüne falan alması beni deli etmedi desem yalan olacak. Hatta çıldırdım.. Neyse; hiç  temiz yürekli bu adamın aslında intikam uğruna taş yürekli birine dönüşünü hatta bunun uğruna bir insanın nasıl değişebileceğini gösterdi bize Kang Ma Roo. Kesinlikle Song Joong Ki daha önce izlediğim dizilerinden farklı bir rolle karşımızdaydı. Düşündüğüm zaman onun dışınsa heralde bu intikam hikyesini başkasının oynamasını istemezdim.Çünkü kendi bunu bize çok güzel işledi. Yalnız taş kalpli olduğu an ki bakışları, konuşması tavırlarıyla mest etti beni. Bende onunla beraber resmen intikam aldım...

Seo Eun Gi; Zengin bir ailenin hırslı kızı.Babasının ikinci evliliğinden bir kardeşi vardır ama üvey annesiden o kadar nefret ediyor ki çocuğa bile başlarda kötü davrandı. Eun Gi ise; kendini beğenmiş, hiç bir şekilde duygularını belli etmeyen, işi söz konusu ise sonuna kadar savaşan bir kadın. Babasıyla kötü gibi görünse de aslında iyi bir ilişkileri vardır. Çünkü babası da duygularını belli etmeyen kızını kendi gibi yetiştirmiş bir adam olduğu için kimseye güvenememiştir. Moon Chae Won oyunculuğuna gelecek olursak zaten sevdiğim biriydi. Bu diziyle kendini de daha fazla sevdirdi İlk başlarda ki sinir bozucu tavırları ile başına gelen olaylardan sonra ki halleri arasında dağlar kadar fark vardı. Bunun üstesinden çok iyi geldiğine inanlardanım.

Han Jae Hee; Kang Ma Roo nun uğruna bütün hayatını, hayalleri hiçe saydığı kadın. Hani kötü kalpli kadınlar olur ya bunu hakkıyla yerine getirmiş bir kadın diyebilirim. Para, mevki, ün için herşeyi yapabilecek karakterde. Bu kadına dizi boyunca hiç inanmadım. Yeri geldi Kang Ma Roo yu seviyorum söyleyip ağladığı zamanlarda bile. Çünkü; karşısında onun için hayatını verecek bu adamı kaybetme korkusundan sevdiğini düşündüm. Ayrıca bu kadın Eun Gi üvey annesidir. Hayat işte nerden nereye...
Kötü olabilecek her şey vardı bu kadında, yeri geldi kendini bile dövdü ağzını burnunu patlattı sırf Kang Ma Roo yu kendi tarafına çekebilmek için, salak kadın bir düşün bunları yaşatmışsın çocuğa inanır mı sana kimseye bile güveni kalmamış biri yer mi bunları.. Sinirlendim yine..  Mesela; Kang Ma Roo nun kardeşi Çokomuzun dediği gibi;

Dizinin bir diğer kötü karaketeri Av. Ahn... Bu adam kesinlikle aşkı için her türlü kötülüğü yapabilecek karakterdeydi. Han Jae Hee nin bildiğiniz erkek versiyonuydu. Nefret tohumları attım her konuşmasında, sövdükçe sövdüm. Hele o kendine güveni yok mu beni benden aldı. Dizinin sonunda yaptığı o hareket keşke içerde çürüyip gitseydi diye bekledim resmen.. Resmen Han Jae Hee ye göre daha fazla kin doldum adama..
İyilerin yanında yani bizim tarafımızda olan Avukat Park; daha ilk bölümden Eun Gi ye olan aşkını hissettirdi bana. Hatta bizim kız onu gay olarak biliyordu. Neyse daha Teasanın başkanı yanı esas kızın babası ölmeden önce bir şeyler sezmeye başlamıştı. Ölmeden önce kızını ona "Yanında kimse olmayacak durumda bile olsa onu yalnız bırakma" diyerek emanet etti. O zaman babasının taş kalpli olmadığı sadece duygularını belli etmediğini anladım. Bu da insanmış dedim kendi kendime.. Av. Park cidden öyle yaptı son ana kadar iyi kalbini bozmadı. Eun Gi kaza geçirip hafızasını kaybettiğinde bile istese çok şeyi bozabilirdi o bunu yapmadı. Konuşmalarıyla Kang Ma Roo nun damarına bir çok kez basmış olsa da  Av. Park bile Eun Gi ye değer verdiğini anladı ve girmedi araya hatta yeri geldi Eun Gi ye Kang Ma Roo için yalan söyledi. Benim en çok takdir ettiğim davranışı ise benim sevmediğim diğer av.Ahn verdiği ibretlik ayar oldu. Ben bunu gördükten sonra işte adamım  diye resmen bağırdım :D


Dizinin bir diğer ikilisi vardı ki işte onlar diziye güzel anlar kattılar. Ma Roo nun kardeşi Çoko ve en yakın arkadaşı Jae Gi idi. Çokonun ilk aşkıydı, oppa diyerek sürekli çevresindeydi. Jae Gil bir insanın sahip olacağı dost diyebilirim. Hele bir sahne vardı ki bende onunla beraber ağladım. Hangisi mi? Kang Ma Roo nun hasta olduğunu öğrendiğinde ki hali falan içimi bitirdi nasılda yalvardı ona ameliyat olması için . Canım yaa.. Çoko ile dizinin sonunda evlenmeleri ohh be bizim kız muradına erdi sonunda demekten alıkoyamadım kendimi.. Ma Roo intikam almak için Eun Gi ye yaklaştığında yapma bunu ya falan desem de kendimi bir süre sonra böyle bir aşkı izlediğim için iyi ki onu da intikamına katmış dedim.. Eun Gi ye karşı duygularının sonradan oluştuğunu düşünmüyorum bence onu tanıdıkça daha bir sevmeye başladı onu. Bir sahne vardı yağmur yağdığında evinin önüne gelen Eun Gi duygularını onu açtığında ona sarıldığında bir şeyler oluşmaya başlamıştı... İntikam için kullanuldığını öğrendiğinde bile sevdi kızımız, oğlumuzu.. Ondan ayrılması bile çok asildi.. Ayrılığın asili mi olur diyorsunuz da oluyor, cidden oluyor. Zaten ne başladıysa ondan sonra başladı.. Babasının ölüm haberi aldığında geri dönen karşıdan gelen arabaya çarpmasıyla.. O arabanın içinde ise Ma Roo vardı..  Dizi bir anda neredeyse bir yıl ileriye gitti bütün görünüşü ile değişmiş bir Ma Ro karşımızdaydı. Bir tek görünüşü değildi hayata küsmüş kardeşini hayatını sağlama alacak kadar para toplayıp ölmek istiyordu. Yaşama sebebi kalmamış gibiydi. O büyüdüğü evden taşınmıyordu, beklediği biri vardı. Bir gün Eun Gi hafızasını kaybetmiş bir şekilde çıkageldi sekreteriyle. Herkes onun kaybolduğunu ya da öldüğünü düşünüyordu. Ma Roo onu görünce çok mutlu oldu belli etmesede çünkü ona bakışı çok farklıydı çok başkaydı izlerken hissetmemek elde değildi.. Sekreter bir tek ona güveniyordu. Bir tek ona çünkü eun gi hafızasın kaybetmeden önce ona aşıktı. Ma Roo kabul etmedi çünkü bir daha onun hayatına girip üzmek istemiyordu.. Taa ki kötü kadın Jae Hee nn onu ortadan kaldırmak için abisini Eun Gi yi kaçırdığını öğrendiğinden sonrasına kadar. İşte o zaman Eun Gi yi bu çakalların arasında bırakamazdı. Artık taşınma sırası gelmişti aslında beklediği kişi gelmişti.. Bunu Jea Gil ise şöyle dile getirdi;


Ma Roo için aslında hayat yeni başlamıştı, yaşadığını hissetmeye başlamıştı. İntikam ile yola çıksa da ilk başta çok pişman oldu. Sevdiği kadının hafızası yerine geldiğinde yine pişman olacaktı çünkü seviyordu Eun Gi yi, affetmeyecekti, gitmek zorunda kalacaktı. Bir gün uykusundan gözlerini açamadı. Rüyada olduğunu düşünüyordu, kardeşi, arkadaşı sevdiği kadın yemek yapıyor gülüyordu evin içinde. Mutluydu.. İlk defa mutluydu..
Ve o gün geldi "Eun Gi uyandı" işte o zaman Eun Gi için aşk bile yetmedi. Ma Roo ise; onun mutluluğu için kalbime gömerim giderim durumundaydı. Ama onun hedeflediği yere varabilmesi için onu yalnız bırakamazdı bu iyi adam. Hastalığı yüzünden ölüm yaklamış bile olsa kadını için savaşıyordu hala.. Maru ise "Yaşayacağım" diyordu..
Jae Hee sadece bir konuda işe yaradı. O da Eun Gi ye Ma Roo nun hastalığını söylemesi oldu... İşte dizinin son bölümünde olan beni ve eminim bir çok kişiyi etkileyen o sahne;

Beni neden mi çok etkiledi; sevmediğim o gıcık avukat Eun  Gi yi bıçaklayacakken onu farkeden Maru yu bıçakladı  baktırmadan yaptı resmen. Bizim esas oğlan ise bir şey belli etmedi. Çünkü uzun süredir beklediği bir andı onun için Eun Gi ona gelmişti. Sabredip beklediği.. Ameliyat olur hafızasını yitirse de aşk her yerde bulur onları, güzel bir sonla bitti bu drama..
Senaryonun başarısı dışında ben OST lara bayıldım. Şarkıların devreye girdiği her sahneyi izlerken yaşattı. Jansunun söylediği "  Love is like Snow" şarkısı benim favori ostlarımdan biri oldu. Bir dizi için ostlarının önemi çok başka oluyor özellikle kdramalarda.. şarkıyla beraber sahneyi oyuncukluklarıyla tamamlıyorlar.
Bir çok favori dizim olsa bile; Nice Guy benim için zirveyi zorlar artık...